Geçen hafta, Berlin Film Festivali (Berlinale) izlenimlerimize başlamıştık. Kaldığımız yerden devam edelim. Bu hafta bahsedeceğimiz filmler arasında, festivalden Altın Ayı ile dönen ve İstanbul Film Festivali’nde de gösterilecek olan Drømmer, Radu Jude’nin yeni filmi Kontinental ’25, tümüyle yapay zeka ile oluşturulmuş görseller ile yapılmış bir animasyon ve festivalden Teddy ödülü ile dönen, Lesbian Space Princess de var. Haftaya, Berlinale notlarımızın üçüncü bölümü ile devam edeceğiz.
Geçtiğimiz yıl Filistin konusunda takındıkları tavır nedeniyle, bu sene bir boykot çağrısı yapılan Berlinale, 13-23 Şubat tarihleri arasında gerçekleştirildi. Boykota katılan sinemacılar olsa da, çoğunluğun festivale katılıp, tepkisini burada dile getirmeyi seçtiğini gördük. Aslında çoğu sinemacı da bu konulara hiç değinmemeyi seçti. Gerçi festival de, politik içerikli filmlerin sayısını azaltmış gibiydi. Kişisel olarak ben de festivali yerinde takip etmeyi seçtim. Berlinale’de çok fazla alt bölümde, çok fazla film yer alıyor. Tüm bölümleri hakkıyla takip etmek imkânsız, sadece ana yarışmaya odaklanayım derseniz de, diğer bölümlerdeki dikkat çekici filmler kaçıyor. Yine de ana yarışmada ödül alan filmlerden 5 tanesini izleyebilmişim. Bu sene ayrıca, Berlin’de festival sırasında, 2 günlük bir toplu taşıma grevi de gerçekleşti. Gerçekten, grev gibi grevdi. Bu nedenle, o günlerde yürüme mesafesindeki sinemaları seçmem gerekti. Bu da merak ettiğim bazı filmleri kaçırmama neden oldu. Neyse, gelelim festivaldeki filmlere. Yine izleme sırasıyla yazacağım ve 2-3 hafta sürecek bir dizi olacak.
Sinema salonlarımızda, korku filmleri eksik olmuyor. Bu hafta bunlardan üçüne bir göz atalım. Biri, son haftaların sürpriz filmlerinden, diğerleri ise vasat filmler. Ayrıca bir de romantik gençlik filmimiz var. Bu hafta filmlere biraz da mizahi yaklaştık. Vasat filmleri eleştirirken, güzel bir yok bence. Yönetmenleri kusura bakmasın (gerçi bu yazıyı okuma ihtimalleri, milyarda bir falan ama, olsun).
Oscar töreni yaklaştıkça, aday filmlerden henüz izlemediklerimiz de tek tek vizyona girmeye devam ediyor. 4 saate yakın süresi ile 10 Oscar adaylığı alan The Brutalist, uzun zamandır beklediğimiz bir filmdi. Ayrıca, en iyi animasyon ve uluslararası film adaylığı da olan Flow da vizyonda. Nicole Kidman için adaylık beklentisi olan ama sıfır çeken Babygirl de vizyonun diğer filmlerinden. Bir de bizim kuşak için apayrı bir yeri olan, bir Looney Tunes filmi var. Başlayalım.
Bu aralar, ara tatil olduğu için sinemalarımızda, bolca çocuk filmi var ama korku filmleri de birbiri ardına geliyor. Bu hafta, bunlar içinden 4 tanesine bakalım. Çok iyi bir vampir filmi, ortalama bir kurt adam filmi, bir seri katil filmi klasiği ve yerli sinemadan bir cin filmi.
Ülkemizin önemli film dağıtımcı şirketlerinden Bir Film, bu seneye yeni bir etkinlikle giriş yaptı: Bir Film Hadisesi. Bu etkinlikte, Türkiye hakları kendilerine ait olan, 11 filmi, 4 farklı şehirde gösterdiler. Bu filmlerin bir kısmının vizyon tarihleri belirlenmiş durumda. En popülerleri de onlar oldu sanırım ama ben onları vizyona erteleyerek, kalan 7 filmi izledim. Bu filmlerin de Türkiye hakları alınmış olduğuna göre, ileride gösterime girmesi beklenebilir. En kötü ihtimalle, dijital platformlara geleceklerine, kesin gözüyle bakabiliriz.
Geçtiğimiz aylarda, bu köşede hep festival izlenimleri yazdık, vizyonu ihmal ettik. O halde, 2025’in bu ilk hafta sonunda, 2024’den kalan vizyon filmlerine bir göz atarak, yılı temize çekelim. Yazımızda, yılın son aylarında gösterime giren flaş filmlerden Gladyatör 2, Wicked, Mufasa, Moana 2 gibi filmlerle birlikte, kimseyi memnun edemeyen Joker 2, yılın en iyi yerli korkusu olarak gördüğüm Cenaze, Onur Ünlü’nün yeni filmi Şımarık, yıllar sonra gelen devam filmiyle Gen 2 gibi filmler ve daha niceleri olacak. Zaman kaybetmeden başlayalım.
2024 yılı bitmeden bu yılki son festival yazımızı da yetiştirelim. Bu yıl 7-15 Kasım arasında gerçekleştirilen Ankara Film Festivali, üzerinden hüznün eksik olmadığı bir festivaldi. Bir süredir sağlık sorunlarıyla mücadele eden, festivalin başkanı sevgili İnci Demirkol, tam da festivalin açılışından bir gün önce vefat etti. Festivalin açılışı ve sonraki gün Büyülü Fener sinemasında yapılan anma töreni, İnci Hanım’ı yıllardır tanıyan Ankaralı sinemaseverler için zor dakikalardı. Buradan kendisine tekrar Allah’tan rahmet, eşi İrfan Demirkol’a da sabır dileyelim.
Ekim ayındaki bir festivalin izlenim yazısı, Aralık’ın ilk gününde geliyor. Biraz geciktik, farkındayım ama üst üste festivaller, özel gösterimler ve vizyonda çok sayıda film olunca, böyle oldu. Ama bu filmlerin büyük çoğunluğu halen vizyon tarihini ya da platformlarda gösterilecekleri zamanı bekliyor. O anlamda gecikmiş sayılmayız. O halde, Filmekimi’nin Ankara ayağında izlediğim 15 filme buyurunuz.
Bir önceki yazımızda, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Ulusal Uzun ve Kısa film yarışmalarındaki filmlerden bahsetmiştik. Bu hafta, Uluslararası Yarışma bölümündeki filmler ağırlıklı olmak üzere, festivaldeki diğer filmlere bakalım ve Altın Portakal izlenimlerimizi bitirelim. Festival izlenimlerimiz, biraz gecikmeli de olsa, Filmekimi ve Ankara Film Festivali ile devam edecek.
Geçen sene patlayan sansür tartışmaları sonrasında yapılamayan Antalya Altın Portakal Film Festivali, bu sene yeni bir ekiple yoluna devam etti. Geçen seneki olaylardan sonra, bu sene de festivali takip etmeyi tercih etmeyen arkadaşlarımız olsa da, ben kendi adıma festivale gidip, bu seneki ortamı görmeyi tercih ettim. Bu ilk yazıda, ulusal uzun ve kısa metraj yarışmalarındaki filmlere bir göz atalım (filmler, izleme sırasına göre yazılmıştır). Haftaya da diğer filmlerle devam ederiz.
Bu yıl da Adana Altın Koza Film Festivali’ni takip etme fırsatımız oldu. Ulusal Uzun Metraj yarışmasındaki tüm filmleri izleyebildim. Genel olarak belli bir seviyenin üzerinde bir seçkiydi. Geçtiğimiz bazı yıllarda olduğu gibi, çok zayıf dediğimiz film olmadı. Geri kalan seçkiden, üç de yabancı film izleyebildim. Bunlar da başarılı filmlerdi. Önce Ulusal Yarışma filmlerine, sonra da izlediğim yabancı filmlere bir göz atalım.
Geliyor, geliyor derken güz festivalleri sezonu nihayet başladı. Geçtiğimiz hafta Ayvalık Film Festivali vardı. Onu takip etme şansım olmadı ama haftaya Adana ile sezonu açıyorum. Arkasından belki Antalya ve Filmekimi gelecek. Adana’yı beklerken, biz yine geçen haftalardaki filmlere bir göz atalım. Yine bir hafta ara verdiğimiz için, bu hafta gündem yoğun. Yılın en fazla ön plana çıkartılan filmlerinden biri olan Longlegs ile başlayalım ve Tim Burton’un Beetlejuice ile ne şekilde geri döndüğüne bir bakalım. Sonrasında, geçtiğimiz yılların çokça övülen filmlerinden birinin Amerikan remake’i nasıl olmuş diyelim. bir papağanın, ölüm olarak resmedildiği Tuesday filmine göz attıktan sonra, farklı türlerdeki yerli film ve animasyon örneklerini de inceleyelim.
Yine bir hafta boş geçtikten sonra, vizyondan yeni notlarımızla karşınızdayız. Bu sefer, elimizde birikmiş epey film var. Önce, yaz sonunun güzel sürprizlerinden biri olan, Strange Darling’e bir göz atalım. Sonra sürprizli başka bir film olan Blink Twice’a bakalım. Yapay zeka, hepimizi dinliyor filminden sonra, yılın en büyük başarısızlıklarından biri olan The Crow, gerçekten o kadar kötü müydü diyelim. Aylin Tezel’in fena olmayan aşk filminden sonra, ülkemizdeki Rus seyirciler için gösterime girmiş gibi gözüken bir filme bakalım. Son olarak iyi bir film olmayı, ucundan kaçıran Lavinya ve hiç öyle bir potansiyeli olmayan Sen de mi? filmlerini inceleyelim. Haftanın kapanışı da yine İngiltere’den bir tiyatro kaydı ile olsun.
Yavaş yavaş yazı bitirmeye hazırlanırken, bu senenin en merak edilen filmlerinden biri olan, Alien: Romulus nihayet sinemalarımıza geldi. Bu hafta, önce bu filmin beklentiyi ne kadar karşıladığına bir bakalım. Sonra bir bilgisayar oyunu uyarlaması olarak, Borderlands’e bakalım. Haftanın diğer filmleri de sorunlu mesajları olan bir romantik komedi ile, mesajları doğru ama romantizm dozu aşırı bir film. Ayrıca Ian McKellen’ın Kral Lear’ı canlandırdığı bir tiyatro oyununun kaydı da sinemalarımızda. Onu da kısaca yorumlayalım.
Sonbahar festivallerinden ufak ufak haberler gelmeye başlamışken, yaz vizyonumuz yine pek çok vasat, ara sıra birkaç iyi filmle devam ediyor. Bu hafta, öncelikle M. Night Shyamalan’ın yeni filmine bir göz atalım. Sonra yazın iyi filmlerinden birini, Biraz Yağmur Yağmalı’yı inceleyelim. Yerli, yabancı çeşitli korku filmleri ile birlikte, sinemalarımızda çok az gördüğümüz, Kazakistan yapımı bir film de bahsedeceğimiz filmler arasında.
Yavaş yavaş, yaz sezonunun sonuna doğru yaklaşırken, sinemalarımız yine belli başlı bazı filmler dışında, boş salonlara oynayan filmlerle devam ediyor. Toplamda geçen seneye göre, seyirci sayısı olarak daha iyi durumdayız ama bu seyirciler, belli filmlere kümelenmiş durumda. Umalım ki, sonbaharda durum daha iyiye gider. Bu hafta vizyondaki iyi ama çok kanlı aksiyon filmlerinden biriyle notlarımıza başlayacağız. Sonra, İtalyan sinemasının eski günlerine bir bakış atalım. Woody Allen’ın Fransa’da çektiği yeni ve muhtemelen son filmine değindikten sonra, bu sene vizyona girmiş filmlerden en kötülerinden ama aynı zamanda o kötülüğün farkında olarak izlerseniz, en eğlencelilerinden biriyle yazımızı bitirelim.
Bu yaz, sinema salonlarını mutlu eden filmlere Deadpool & Wolverine de eklendi. Bu hafta, önce bu filme bir göz atalım. Sonra yaz aylarında onlarcasını izlediğimiz korku filmlerinin iyi örneklerinden birine, Lord of Misrule’a bakalım. Menümüzde iki başarısız korku filmi ve John Wick’i anımsatan ama yanına bile yaklaşamayan, bir de aksiyon filmi var.
Sinema salonlarımızı halen animasyonlar domine ederken, bir yandan da Deadpool & Wolverine filmi bekleniyor. Bu arada, sinemalara her hafta 10-12 film gelmeye devam etse de, bunların çok azı, iyi bir seyirci sayısına ulaşıyor. Biz bu hafta yine vizyondan dört filme bakalım. Önce Yorgos Lanthimos'un, Poor Things’den çok kısa bir süre sonra yaptığı ve yine Emma Stone ile çalıştığı Merhamet Hikayeleri’ne bakalım. Sonra iyi bir popüler sinema örneğine ve ümit verici bir şekilde başlayıp, sonunu getiremeyen bir filme bakalım. Son olarak da 15 dakikalık after credits sahneleriyle, sinema tarihine geçebilecek(!) bir yerli korkuyu ele alalım.
Yaz sezonu, Inside Out 2 fırtınası sonrası, orta karar filmlerle devam ediyor. Bu hafta yine vizyondan dört filme bakalım. Önce, Kevin Costner’ın büyük bir kumara girdiği Horizon serisinin, ilk filmini ele alalım. Sonra, Sessiz Bir Yer serisinin, bizi her şeyin başladığı güne götürdüğü filme bir göz atalım. 90’ların başarılı filmi Twister’ın yeni uyarlaması ve esas amacı, kadın bedeni göstermek olan bir korku filmi ile de haftayı kapatalım.
Çoğunluğu yerli yapım olmak üzere yedi, sekizden aşağı pek düşmüyor haftanın yeni film sayısı. Her sezon olduğu gibi yerli filmlerde başı yine korku ve animasyon türleri çekiyor!.. Beşi yerli yapım olmak üzere toplam sekiz yeni filme ev sahipliği yapıyor Mart ayının son vizyon haftası! İstanbul dışında bulunduğumdan ötürü kimi filmler adına düzenlenen basın gösterimlerine katılamadığımdan, haftanın yeni filmlerine yapım notlarına değinerek yer vereceğim.
Çeyrek yüzyılı aşkın, başta pop olmak üzere müziğin tarihini tutan, radyo programları üreten, kitaplar, eleştiriler yazan, plaklar çalan Naim Dilmener bu uzun yürüyüşün Gazete Pazar ile Radikal adımlarında kaleme aldığı yazılarıyla, müzik serüvenimizden önemli ve değerli isimleri bizlerle paylaşıyor.
Yedi tepeli şehir için baharın müjdecilerinden biridir İstanbul Film Festivali. Bu yıl 44’üncü kez düzenlenecek bu kültür şenliği 11 Nisan’da başlayıp 22 Nisan’da sona erecek. Organizasyon dahilinde 139 uzun metraj ve 15 kısa film izleyiciyle buluşacak. Festivale ilişkin bir rehber olması amacıyla kaçırılmaması gereken 10 filmlik bir liste hazırladık. UĞUR VARDAN (HÜRRİYET/29/03/2025)
Gündemdekilere ve vitrindekilere aldırmadan upuzun sinema tarihinden cımbızla seçilen hoş filmler, insan kokan öyküler, gözden kaçanlar, ıskalananlar, pamuklara sarılması gereken mütevazı başyapıtlar ve diğerleri Hilal Çetinder’in kaleminden Film Makarası’nda…
Esra İçöz ile İhsan Güvenç, müzik tarihimizde iz bırakmış eserleri bugün 20.30’da TRT Müzik’te yayınlanacak Senin Şarkın programında icra ediyor...
Yeni fotoğrafı görmek, müzikseverlerin beğenisinin ne kadar değiştiğini öğrenmek için yerli rockta ‘bütün zamanların en iyileri’ni sinemamuzik.com okurlarına ve müzik eleştirmenlerine sorduk. İlginç liste çıktı ortaya:
Her biri meslekte en az 20 yılı devirmiş müzik yazarlarımızın saptadığı yerli grupların ‘şeref tablosu’nda Moğollar, Bulutsuzluk Özlemi ile ‘orta yaş’a dayanmış akranlar mor ve ötesi ile Duman gözüküyor. Hemen enselerinde Kurtalan Ekspres ile Dervişan yer alıyor. Bir alt basamakta ise, az zamanda çok iş yapmış Hardal ve Mazhar Fuat Özkan bulunuyor. Aslında gözler Mazharlar’ı daha üstte arıyor da, ‘ticaret’in dozunu kaçırmak bazen böyle sonuçlara neden oluyor.
Sinemamuzik.com, bir çoğu Altın Portakal’da jürilik de yapmış sinema yazarlarına sordu: ‘Antalya Altın Portakallı en iyi film hangisi’?... Birinciler listesinde ‘kortej’e çıkan ve bütün zamanların Altın Portakal birincilerini değerlendiren 31 sinema yazarının katıldığı araştırmada, Zeki Ökten’in 1980 tarihli Sürü filmi 213 puan toplayarak birinciliği kazandı. Sürü’yü 204 puanla Muhsin Bey (Yavuz Turgul) ve 192 puanla Uzak (Nuri Bilge Ceylan) izledi.
Sinemamuzik.com sinema yazarlarına sordu: ‘İlk uzun filmini 21. yüzyılda çeken en iyi 10 yerli yönetmen kim?... 30 sinema yazarının katıldığı araştırmada bol ödüllü Emin Alper 195 puan toplayarak birinciliği kazandı. Alper’i 145 puanla Pelin Esmer ve 136 puanla Özcan Alper izledi. Emin Alper'i 27 sinema yazarı listesine alırken, Pelin Esmer’e 25, Özcan Alper’e 20 listede yer verildi. Bazı popüler isimler ön sıralarda yer alamadı.
İletişim yayınları etiketiyle satışa çıkan kitapta müzik yazarı, eleştirmen, programcı Murat Beşer, Türk müziğinin zarif sesi Nesrin Sipahi’nin yaşamı ve sanat serüvenini ayrıntılarıyla anlatıyor. Kitap, Yeşilköy’de başlayan çocukluğun, radyolardan plak kayıtlarına, turnelerden gazinolara uzanan başarı öyküsüne dönüşümü kadar Sipahi’nin bilinmeyen yönlerini de ortaya koyuyor. Nesrin Sipahi-Sahnelerin, Radyoların, Plakların Hanımefendisi aynı zamanda bir dönemin kültürel portresi.
Türkiye´nin büyük kentlerinde yayında olan radyo kanallarının geniş listesi
Genç yaşına karşın uzun yıllardır rap müzikle uğraşan ´sinemamuzik.com´ okuru Emre Onaran sitemiz için şarkı yazdı. Yapıtını arkadaşı Uygar´la (Ragyu) birlikte seslendiren Emre Onaran´ın (Sürgün) videosu içeride:
Ünlü grupların kuruluş öyküleri, müzik serüvenleri yakından takip edilse de isimlerinin nasıl doğduğu ve koyulduğu pek bilinmez. Meraklısı için ilginç bir liste hazırladık:
Hemen her öğretmenin, okul müdürünün maratona benzettiği hayatın henüz başında biri Lezzet. Başka bir deyişle; böğürtlenli, limonlu, çilekli, çikolatalı, vişneli, karamelli, karadutlu dondurmalardan henüz tatmadı, sadece vanilyalının tadını biliyor. Onunla tanışmak için sayfaları çevirmen yeterli. Çelişki Bilmez Lezzet’in Geçmiş Zaman Maceraları Uğur Vardan’ın çocukluk anılarından yola çıkarak yazdığı öykülerden oluşuyor.
Popüler orkestralar ile grupların Türkiye serüvenini ‘Günlerin İçinden Canım’ / 100 Yıllık Türkiye Popüler Orkestralar ve Gruplar Tarihi (1923-2022) adlı internet sitesinde anlattım.
50. yaşını kutlayan albümlerin, yayınlandığı dönemde yarattıkları heyecan, uzunçaların kulaklardaki doygunluğu, yeni yeni piyasaya çıkan kasetlerin sunduğu kolaylık, bugünün dijital ortamında unutulmuş plakların önemi müzik camiasının en tatlı muhabbetlerden biri bu yıl. Doğum günü pastaları 50 mumla adeta yangın yerine dönmüş, eskimeyen, çoğu klasikleşen albümler arasında gezintiye ne dersiniz?