Müzik piyasamızın Avrupa düşleri görmeye başlaması çok eski bir tarihe dayanıyor. Ama bu düşler, ancak 2000’lere girilmesiyle birlikte gerçek olmaya başladı. 1999 yılındaki Tarkan patlaması, ardından gelen Mustafa Sandal ve Sertab Erener girişimleri derken, ülkemiz müziği, artık dışardaki firma ve dinleyiciler tarafından çok da yabancı sayılmıyor…
Bir süre önce gündelik yaşamımızda bir Yeşilçam rüzgarı estirmeye niyetlenmiş ve bunu umduğundan daha da mükemmel, daha da yaygın bir şekilde başarmış Kalan, ayrı ayrı yayınladığı dört “Yeşilçam Şarkıları” albümünü, yanlarına bir Sadri Alışık diski de ekleyerek tek kutu haline getirdi. Kimimizin hayal meyal, kimimizin sanki dünmüşçesine hatırladığı o geçmişin, o 60 ve 70’lerin şarkıları artık tek kutuda, elimizin altında. Bu projenin mimarı Nilüfer Saltık’ın kısa bir süre önce de, çok emek verdiği “laterna” projesi, CD+DVD+kitaptan oluşan bir biçimde yayınlandı.
“Büyük Aşkım” adlı albümü ile alışkın olduğu başarıyı yakalayamamış olan Nilüfer nihayet kendine geldi. Sanatçı, “Olur mu... Olur mu? / Gözünaydın” adlı son çalışmasının kısa bir zamanda her yana yayılması üzerine yeniden gündemde, bir kere daha çok popüler. Başta “Gözünaydın” olmak üzere epeyce şarkı bir anda dillere yerleşti. Tam 2000’li dalganın “emrettiği” bir albüm yapmış Nilüfer. Son derece süratli şarkılar, dinleyene nefes aldırmayacak bir şekilde arka arkaya dizilmiş. Son yılların çok popüler “genç isimler”i bu sefer Nilüfer için seferber olmuşlar. Onlar yazmış – çalmış, Nilüfer söylemiş.
Bütün olumsuz şartlara rağmen, müzik dünyamız sıra dışı günler yaşıyor. Birbirinden önemli isimler yeni albüm, olmadı yeni single yayınlamaktalar. Sevdiğinden bir, hayattan ise bin tekme yemişlerin kraliçesi Nazan Öncel de bunların arasında. Hem esprili hem de (tam da Öncel gibi bir kraliçeden beklenebileceği gibi) küfürlü/hakaretli bir biçimde “Hayvan” olarak isimlendirilmiş bu yeni albüm, Öncel’in “Yanyana Fotoğraf Çektirelim” ile girdiği yeni dönemin/çağın yeni bir sayfası.
90’lı yılların, özellikle 94 – 97 arası tavana vuran bolluğu pek kalmadı. Her gün yeni bir şarkıcı ya da grup ile karşılaşmıyoruz artık. O yıllarda, “nasılsa her şey satıyor” diye düşünüldüğünden, firmalar; her kapısına geleni stüdyoya sokuyor, her tavsiye edileni ertesi sabah “şarkıcı” kılığında sunuyordu bize. Bu kadar acele ile sunulmuş isimlerin büyük bir kısmı aynı hızda unutuldu da. Bu iş için yeterli aklı – tecrübesi – yeteneği olmayanların, bir çırpıda unutulmuş olması hiç şaşırtıcı değil. Yaş ortalaması giderek düşen Türk popu dinleyicisi; bu alanda ısrarcı olan isimlerin bile peşinden gitmekte, arayıp sormakta çok istekli değildi. Nerde kaldı diğerleri...
“Caz... Bu gezegenin etnik müziği” şiarıyla müzik piyasamıza girmiş ve kısa bir zaman içerisinde standartların epeyce üstünde işler çıkartarak dost – düşman herkesin hayranlığını kazanmış olan Doublemoon firması, başlangıçtan bugüne kadar yayınladığı albümlerden yaptığı bir tür “best of Doublemoon”u, “East 2 West” adıyla piyasaya sundu. Yazının sonunda söylemenin daha uygun kaçacağı bir şeyi hemen en başta söyleyelim: Ülkemizde, bu kadar sağlam, bu çapta güçlü bir albüm çok az yayınlanmıştır.
Başı sonu olmayan ve kimilerinin, “Bu bir ekonomik kriz filan değil; bu Amerika önderliğindeki Kapitalizm modelinin iflası!” diye nitelediği global ekonomik krize inat, müzik endüstrisinin kaç yıldır katlanarak süren gerilemesinin durduğu bir yıl oldu 2011. Hatta durmak bir yana, milimlerle, santimlerle de olsa, bir parça yükseliş vardı. Ve tuhaflığa bakın; yükselişin nedeni, teknoloji mezarlığını mesken tutmuş CD değil, plaktı. Evet evet, bildiğimiz plak, yani vinyl.
Müzik endüstrimizin (ya da piyasamızın) tamamen çöktüğü bir yıl oldu 2006. Bunun işaretleri önceki yıllardan alınıp durulmaktaydı ama bu kadarını kimse tahmin etmiyordu doğrusu; satışların bu kadar düşeceğini, karların bu kadar dibe vuracağını, renklerin bu kadar solacağını kimse beklemiyordu. Ama oldu. Oldu ve şu an her şey tam olarak dip noktasında. Hiçbir firma ya da prodüktör yeni isim aramıyor, yeni proje geliştirmiyor. Yalnızca, bir şekilde kapılara kadar gelebilen ‘hazır master’lar alınıyor, biraz cila-biraz promosyon zerk ediliyor ve öyle idare ediliyor.
Bu yazıya, 2009 yılının “En İyi…” ve “En Kötü…” albüm listeleri eşlik ediyor. “Resim”, ferah ferah “En Kötüler…”in tepesine yerleş(tiril)ebilirdi; ama “single” olduğu için kurtuldu, listelerimiz “albüm” listeleri. Gidiş oraya yani single’a doğru olmakla birlikte, henüz listeler düzeceğimiz kadar single’ımız yok; mecburen albümlerin etrafında gezinmemiz gerekiyor.
Tarkan’ın ‘ölü doğmuş’ projesi ‘Come Closer’, 90’ların ultra-mega star’ına çok şeyler kaybettirdi. Dışarıdakilerden çok bizim için yapılmış bir albüm gibi duruyordu ‘Come Closer’. Bizim için ama İngilizce! Elbette böylesi de olurdu, neden olmasın? Başta İtalya olmak üzere epeyce ülkede denenmiş bir formüldü bu ve şarkı ile şarkıcılar, şansları yaver giderse ülke sınırlarını aşabiliyor, uluslararası bir ünü yakalayabiliyordu. İtalya’dan Spagna, Gazebo ve Alexia baxta olmak üzere epeyce ‘mahalli’ isim bunu başarmıştı sözgelimi. Almanya, İsveç ve Fransa dahil başka ülkelerden de başka isimler. Ama Tarkan’ın durumu biraz farklıydı. Berbat bir İngilizce albüm ile Avrupa’yı fethedeceği vehmine kapılmış Yunanlı Anna Vissi’den bile daha farklı.
Müzik açısından fena bir yıl geçirmedik. En azından, bu satırların yazarı başta olmak üzere, bazı Baykuş’ların “Müzik piyasamız tamamen bitti, gitti, battı, kalmadı” ya da benzeri kehanetleri, bu yıl da gerçekleşmedi. Eh, evet; ucu ucuna kendi yağında kavrulabildi demek de mümkün ama sonuçta batma filan yok. Gerçi, daha az albüme talim etmek zorunda kaldık. Daha da az konser ya da şenliğe-festivale. Ama zaten kaç zamandır, böyle olacağı söylenegelmiyor muydu?
Müzik endüstrimizin (ya da piyasamızın) tamamen çöktüğü bir yıl oldu 2006. Bunun işaretleri önceki yıllardan alınıp durulmaktaydı ama bu kadarını kimse tahmin etmiyordu doğrusu; satışların bu kadar düşeceğini, karların bu kadar dibe vuracağını, renklerin bu kadar solacağını kimse beklemiyordu. Ama oldu. Oldu ve şu an her şey tam olarak dip noktasında. Hiçbir firma ya da prodüktör yeni isim aramıyor, yeni proje geliştirmiyor. Yalnızca, bir şekilde kapılara kadar gelebilen ‘hazır master’lar alınıyor, biraz cila-biraz promosyon zerk ediliyor ve öyle idare ediliyor. 2007’de bu kadarı da kalmayabilir; yani firma ve prodüktörler, “Biraz cila, biraz promosyon da kalmadı, haydi başka kapıya!” da diyebilir.
Popüler müzik piyasamız zor bir yılı geride bıraktı; satış rakamları (hem adet hem de YTL olarak) dibe vurdu, ‘korsan’ ve internet üzerinden ‘download’ sorunları iyice ağırlaştı, firmaların eli kolu bağlandı, kimsede yeni yollar, farklı isimler denemek için moral kalmadı. Ama bütün bunlara rağmen, 2005 yılı içerisinde de, yüzlerce kötü (hatta bir kısmı beş para etmez) albümün yanında iyi albümler de yayınlandı. Bu iyi albümler sayesinde, Mor ve Ötesi’nin dünyanın yalan söylediğini ilan ettiği çalışmasından itibaren yükselen alternatif hareket sönmeye yüz tutmadı, (harareti biraz azalmış olsa da) devam etti.
Gönlünde üç – bes star’a yer olan benim gibi insanların banko isimlerinden biridir Nilüfer; kimi Ajda Pekkan / Sezen Aksu / Nükhet Duru üçlüsünün arasında bir yer ayırmıştır ona, kiminin ilk üçünde ya da ilk beşindedir. Ama, bu kadar isme aynı anda tapıyor olmayı hiç anlamayıp saçma bulan, hayranlık dediğin şeyin, dört başı mamur bir şekilde ancak tek bir isme layıkıyla yapılabileceğini ölümüne savunan bir kesimin, hiç olmazsa bir kısmının da bir numarasıdır sanatçı.
Popüler müziğimizin geçmişinde hep gündemde olan bir şeydi bu. Madem pop dediğimiz alan en çok “güzel yüz”e ihtiyaç duymaktaydı, o zaman bu yüzleri güzelliği tescillilerin arasından seçmekten daha iyi bir yol olamazdı. Lale Belkıs, bu alana transfer edilmiş ilk mankenimiz kabul edilebilir. Lale Belkıs’ın Oscar Harris’in “Alta Gracia”sını “Doğduğum ev… ne güzeldi” şeklinde söylediği sıralarda, Coşkun Plak da, “Milliyet Gazetesi 1975 Türkiye Güzellik Kraliçesi” Ebru Deniz’i sürdü önümüze.
Avrupa’nın küçük yapım firmalarından Ascot, kendi Tarkan’ını yaratmaya niyetlendiğinde de pek zorlanmamıştı. Tarkan’ın attığı her adımı (elbette “delikanlı” versiyon şeklinde) takip etmekle maruf Mustafa Sandal zaten çoktan hareketlenmiş ve gerekli her kapıyı çalmaya başlamıştı. Ascot, Tarkan’ın yaydığı iyimserlik havası nedeniyle çok fazla düşünmeden Mustafa Sandal’ı kaptığı gibi Paris’e götürdü ve altından kalkamayacağı kadar pahalı bir proje tezgahlamaya başladı. Mustafa Sandal o güne kadar üç albüm (“Suç Bende”, “Gölgede Aynı” ve “Detay”) çıkarmıştı. Şarkıcımız ve firması, kafa kafaya verdiler, önlerine üç albüme sığdırılmış şarkıları serdiler ve içlerinden seçtikleri 12 tanesini albüme koymak üzere bir kenara ayırdılar.
Yine de, öyle apansız ortaya çıkıp, bir gecede şöhret olanlardan değildi Esmeray. Türk popuna girişi Kim Bunlar topluluğuyla başladı... Adı plakta yazmıyor olmasına rağmen, bu grupla bir plak da yaptı… Hop’un yayınladığı ilk albümünün arka kapağına, Esmeray 1949 doğumlu. İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun çocuk bölümünde başlayan tiyatro yaşamı epeyce uzun sürdü. Dormen Tiyatrosu’nda ‘Dün Gece Yolda Giderken Çok Komik Bir Şey Oldu’ adlı oyunla başlayan özel tiyatrolar macerası; Avni Dilligil, Sezer Sezin ve Muammer Karaca tiyatrolarında devam etti. Sonra da, kim bilir neden, tiyatroya ara verip Kim Bunlar ile müziğe adım attı ve devamı geldi.
Müzik dünyamızın en eski plak firması Odeon çok renkli, bol neonlu, pek eğlenceli bir albüm yayınladı: “Şöhretler Gazinosu”. Hakan Tok ve Zeynep Göktürk’ün ortak projesi olan bu albümün ana fikri şu: “Şarkı da söylemiş olan sinema oyuncularını bir albümde yan yana getirelim.” Gelmiş, getirilmiş de. Aralarında Bora Ayanoğlu gibi müzik macerası daha sonraları, sinemayı hatta tiyatroyu yaya bırakmışlar, Lale Belkıs gibi, bir “fantezi”yi aşıp başa kurulmuşlar da var. Ya da Sezer Güvenirgil ve Parla Şenol gibi, işe diğerlerine göre biraz daha sıkı asılmış ve işi birden fazla plağa yaymış olanlar da. Ama albümün çoğunluğu, bu işi bir “jest olsun” diye yapmışlardan oluşmakta.
Farklı, alışılmış standartların epeyce uzağında çok sayıda albüm çıktı son zamanlarda. “Kavuşmalarımız”, “Yolun Yarısı”, “Yolları Almışlar” ve diğer albümleri ile, önce kendi, ardından da dinleyecek olanların dünyasını anlamlı kılmak için çaba harcamış Seza Kırgız, “Seza Kırgız ile Düetler” ile bu sefer, çok sayıda müzisyen ve konuk vokalist ile ortak bir iş yapmış. Cem Adrian gibi güçlü ötesi seslerden tutun da, Yıldız İbrahimova gibi müzikte basitliği, ortalamayı her zaman reddetmiş yıldızlara, Musa Eroğlu gibi hayatı “insan için insanca” kılmaya gayret etmişlere varan parlak bir konuk listesi var Kırgız’ın.
Selahattin Erhan’ın bir projesi olan ve Atlas Production tarafından yayınlanan “Her Devrin Devleri”, düet fakiri popüler müziğimize 10 düet birden hediye etti. Bir kısmı , En İyi Düetlerimiz arasına girmeye şimdiden aday bu şarkıların. Bir kısmını ise, bir an önce ardımızda bırakmak (ya da unutmak) olacak ilk yapacağımız şey. Ve bu iki (iyi/kötü) uç arasında da, varlıkları yokluklarından daha iyi bir şey, kabul edilmesi gereken şarkılar/düetler var. Bu nedenle daha önce, başta Zerrin Özer olmak üzere çok sayıda yorumcuya şarkı yazmış Selahattin Erhan’ın şarkılarından (albümdeki on şarkının sekizi Erhan’a ait; iki şarkıdan birinin sözü ortak yazılmış, biri de yabancı bir beste) oluşan “Her Devrin Devleri”, en başta bu özelliği nedeniyle ciddiye alınmalı. Çok az denenmiş bir formu, bütün olumsuz şartlara rağmen baş tacı ettiği için.
Ali Ulvi ile Sinema adlı YouTube kanalımda, hem gösterime giren filmler ile ilgili film eleştirileri bölümünü, hem de mutlaka izlenmesi gereken filmler hakkındaki önerilerimi sizlerle paylaşıyorum. Film analizleri kapsamında, unutulmaz filmler ve haftanın filmlerine ek olarak, Altın Küre - Golden Globe ve Oscar başta olmak üzere, uluslararası film festivalleri bünyesinde yer alan filmlere ait yorum ve tavsiyelerimi bu kanalda bulacaksınız. Kısaca, vizyondaki filmler ile ilgili, hangi filme gidilir ya da hangi filmler izlenmeli gibi sorularınızın cevapları bu kanalda olacak. Kanalıma abone olmayı unutmayın. ALİ ULVİ UYANIK
Çeyrek yüzyılı aşkın, başta pop olmak üzere müziğin tarihini tutan, radyo programları üreten, kitaplar, eleştiriler yazan, plaklar çalan Naim Dilmener bu uzun yürüyüşün Gazete Pazar ile Radikal adımlarında kaleme aldığı yazılarıyla, müzik serüvenimizden önemli ve değerli isimleri bizlerle paylaşıyor.
Yatılı hizmetçi olarak işe girdiği zengin ailede ev sahibesinin gelgitlerle dolu kişiliği sonucu dengesi bozulan bir kadın... Yazar Freida McFadden’ın ülkemizde de yayımlanan romanından uyarlanan ‘Hizmetçi’de (The Housemaid) başrolleri Sydney Sweeney ve Amanda Seyfried paylaşıyor. Paul Feig imzalı psikolojik gerilim türündeki yapıma erotik kara film de diyebiliriz. UĞUR VARDAN (HÜRRİYET/10.01.2026)
23 Şubat 1966 Adapazarı doğumlu Murat Özer, ilk ve orta öğrenimini bu kentte tamamladıktan sonra Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu, Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü ve İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nde toplam 11 yıl öğrenim gördü; ancak üçünü de bitirmedi. 1990’da 2000’e Doğru dergisinde sinema yazılarına başladı...
Gündemdekilere ve vitrindekilere aldırmadan upuzun sinema tarihinden cımbızla seçilen hoş filmler, insan kokan öyküler, gözden kaçanlar, ıskalananlar, pamuklara sarılması gereken mütevazı başyapıtlar ve diğerleri Hilal Çetinder’in kaleminden Film Makarası’nda…
Yeni yılın ilk yazısında, öncelikle Oscar sezonunun önemli filmlerinden biri olacak gibi gözüken Marty Supreme’e, sonra da James Cameron’un yine gişeyi salladığı yeni Avatar filmine bakalım. Giray Altınok’lu yeni komedi D.I.S.C.O. ve farklı yaklaşımlarda iki korku filmi de diğer duraklarımız olsun. Son olarak da, yapay zeka ile yapılmış bir animasyondan bahsedelim.
Esra İçöz ile İhsan Güvenç, müzik tarihimizde iz bırakmış eserleri bugün 20.30’da TRT Müzik’te yayınlanacak Senin Şarkın programında icra ediyor...
Yeni fotoğrafı görmek, müzikseverlerin beğenisinin ne kadar değiştiğini öğrenmek için yerli rockta ‘bütün zamanların en iyileri’ni sinemamuzik.com okurlarına ve müzik eleştirmenlerine sorduk. İlginç liste çıktı ortaya:
Her biri meslekte en az 20 yılı devirmiş müzik yazarlarımızın saptadığı yerli grupların ‘şeref tablosu’nda Moğollar, Bulutsuzluk Özlemi ile ‘orta yaş’a dayanmış akranlar mor ve ötesi ile Duman gözüküyor. Hemen enselerinde Kurtalan Ekspres ile Dervişan yer alıyor. Bir alt basamakta ise, az zamanda çok iş yapmış Hardal ve Mazhar Fuat Özkan bulunuyor. Aslında gözler Mazharlar’ı daha üstte arıyor da, ‘ticaret’in dozunu kaçırmak bazen böyle sonuçlara neden oluyor.
Sinemamuzik.com, bir çoğu Altın Portakal’da jürilik de yapmış sinema yazarlarına sordu: ‘Antalya Altın Portakallı en iyi film hangisi’?... Birinciler listesinde ‘kortej’e çıkan ve bütün zamanların Altın Portakal birincilerini değerlendiren 31 sinema yazarının katıldığı araştırmada, Zeki Ökten’in 1980 tarihli Sürü filmi 213 puan toplayarak birinciliği kazandı. Sürü’yü 204 puanla Muhsin Bey (Yavuz Turgul) ve 192 puanla Uzak (Nuri Bilge Ceylan) izledi.
Sinemamuzik.com sinema yazarlarına sordu: ‘İlk uzun filmini 21. yüzyılda çeken en iyi 10 yerli yönetmen kim?... 30 sinema yazarının katıldığı araştırmada bol ödüllü Emin Alper 195 puan toplayarak birinciliği kazandı. Alper’i 145 puanla Pelin Esmer ve 136 puanla Özcan Alper izledi. Emin Alper'i 27 sinema yazarı listesine alırken, Pelin Esmer’e 25, Özcan Alper’e 20 listede yer verildi. Bazı popüler isimler ön sıralarda yer alamadı.
Sinema yazarı ve eleştirmen Atilla Dorsay, kaleme aldığı kitaplarına bir yenisini daha kattı. Remzi Kitapevi etiketiyle yayınlanan 'Hayatımızı Değiştiren Filmler 2020-2025'te Dorsay bu kez 2020-2025 arası yazığı eleştirileri bir araya getirdi. 1985'ten bu yana beş yılda bir, o zaman diliminin yabancı filmlerini ele alan yapıtlarından oluşan kitapları okura sunmaya özen gösteren Dorsay 192 sayfalık kitabı için şunları söyledi:
Popüler orkestralar ile grupların Türkiye serüvenini ‘Günlerin İçinden Canım’ / 100 Yıllık Türkiye Popüler Orkestralar ve Gruplar Tarihi (1923-2022) adlı internet sitesinde anlattım.
Türkiye´nin büyük kentlerinde yayında olan radyo kanallarının geniş listesi
Genç yaşına karşın uzun yıllardır rap müzikle uğraşan ´sinemamuzik.com´ okuru Emre Onaran sitemiz için şarkı yazdı. Yapıtını arkadaşı Uygar´la (Ragyu) birlikte seslendiren Emre Onaran´ın (Sürgün) videosu içeride:
Hemen her öğretmenin, okul müdürünün maratona benzettiği hayatın henüz başında biri Lezzet. Başka bir deyişle; böğürtlenli, limonlu, çilekli, çikolatalı, vişneli, karamelli, karadutlu dondurmalardan henüz tatmadı, sadece vanilyalının tadını biliyor. Onunla tanışmak için sayfaları çevirmen yeterli. Çelişki Bilmez Lezzet’in Geçmiş Zaman Maceraları Uğur Vardan’ın çocukluk anılarından yola çıkarak yazdığı öykülerden oluşuyor.
Ünlü grupların kuruluş öyküleri, müzik serüvenleri yakından takip edilse de isimlerinin nasıl doğduğu ve koyulduğu pek bilinmez. Meraklısı için ilginç bir liste hazırladık: