Geç de olsa da oldu işte, yeniden 90’ların peşindeyiz. Albümler, partiler, müzikaller, filan; yeniden o Özallı günlerin tam ortasındayız. Evet geç kaldık. Dışardakiler, 90’ları en az iki kere elden geçirdiler bugüne kadar. Almanya gibi “nostalji esiri” ülkelerde ise, üç hatta dört etti turların sayısı. Biz ise hep arkadan geliriz ya, bu sefer de öyle oldu. Gerçi erken uyanan radyocular, DJ’ler olmadı değil. Ahmet Kamil Taşkın ve Cüneyt Asi Duru mesela; 90’ların şarkılarından radyo programları, partiler yapmayı, 2000’lerin ilk yıllarında akıl etmiş, planlamışlardı. Ama işte, tekil istek ya da öngörüler çok da para etmiyor bizde; bir şeyin “ciddi bir hareket” haline gelebilmesi için, ille de herkesin birden işin içine atlaması, karışması gerekiyor.
Universal’in bir odasında karşı karşıya geldim ve bu yazıya ancak binde biri sızabilmiş uzun bir görüşme yaptım. Tam beklediğim gibi biriydi Norayr Demirci. Tombul, şeker bir adam. Kendisi ile barışık, hayattan artık çok şey beklemeyen biri. Bu albümü ile kuş kondurmadığını o da biliyor. Tek istediği, artık çok uzak olduğu bu topraklara yeni bir iz bırakmak.
Hikaye İzmir’de başlar. 1965 yılında, grubu Los Alcorson ile İzmir’e gelir Juanito. O sırada inanılmaz bir ‘los’ akını vardır memlekete. Çalışılıp para kazanılabilecek bütün mekanları ‘los’ takısı almış gruplar parsellemiştir. Öyle bir hegemonya kurmuşlardır ki bizim buralarda, İlham Gencer bile, kurduğu orkestraya bir dönem ‘Los Çatikos’ demek durumunda kalır. Bu rüzgardan Juanito’nun grubu da sebeplenir elbette. Hatta devamını da getirmeye karar verir.
O günlerden bugüne çok şey değişti; bir zamanlar “dişi Orhan Gencebay“ ya da “dişi Ferdi Tayfur“ olarak adlandırılmış olan ülkemizin “hüzün kraliçesi“ eski günlerinden artık çok uzak. Uğruna her yeri, her şeyi devirmiş hayranları da öyle, köprülerin altından çok şarkı, çok şarkıcı aktı. Ama her durumda, Gülden Karaböcek’in, o kendine özgü sound’una kulak vermek isteyen birileri çıkacaktır. Herhangi bir kategoriye kolaylıkla sokulamayacak, yalnızca Gülden Karaböcek’in temsilcisi olduğu; pop olmayan, arabesk olmayan, halk ya da Türk müziği de olmayan, ama belki de hepsinin hoş bir toplamı sayılabilecek bir kılık biçmişti kendisine Gülden Karaböcek.
O zamanlar ‘Sevim’ den bol bir şey yoktu. Sevim Tuna, Sevim Şengül, Sevim Tanürek ve elbette Sevim Çağlayan... ‘Şahane Kadın’ Sevim Çağlayan, ‘Sevim’ lerin en ünlüsü demeyelim ama en gözönünde olanıydı: Oturması, kalkması, girmesi çıkması hep ‘olay’ olur, gazetelerin en makbul sayfalarında yer alırdı. Her zaman gazetecilere sunacak bir şeyleri vardı; ya evlenmiş ya ayrılmış olurdu, ya yeni bir aşkın kollarında salınır ya da terketmiş / terkedilmiş olurdu...
Evet döndüler; Müzeyyen Senar, Hamiyet Yüceses, Behiye Aksoy, Mediha Şen, Emel Sayın, Muazzez Abacı, Seçil Heper ve Yüksel Uzel gazinolarını-sahnelerini seçti, kadrolarını oluşturdu. Ses ve ışık ayarları tamam, solistlerimiz gösterişli-ışıltılı kostümlerini giydi, gösteri yeniden başlıyor… “Bir gazino nostaljisi” oluşturmaya gayret eden ya da bu dalganın yaklaşmakta olduğunu görüp hazırlıklara başlayan ilk firma Ossi oldu; Hakan Eren’in Ossi’si.
Müzik direktörlüğünü Bülent Ortaçgil’in yaptığı albümdeki şarkıların düzenlemeleri Baki Duyarlar ve Gürol Ağırbaş’a ait. “Başucu Şarkıları” olarak adlandırılmış albümde, Türk Popu’nun farklı zaman ve safhalarından seçilmiş tam on iki şarkı yer almakta. Birbirine çok yakışan iki isim olan Bülent Ortaçgil ve Zuhal Olcay, kafa kafaya verip; yepyeni bir şekil ve ruh verebilecekleri şarkıları seçerek oluşturmuşlar bu albümü. 70’ler, 80’ler, hatta 90’lardan seçilmiş şarkılar; çok sağlam şekilde harmanlanmış, iç içe geçmiş, yepyeni bir bileşimin parçası olmuşlar.
İlk albümünü 1979 yılında yayınlayan bu grup, kısa bir zaman sonra ortalığı inleten çizme seslerine (çoğu meslekdaşının aksine) kapılıp gitmemiş ve ağır – imha edici şartlara rağmen ‘yeni bir yol’ bulmayı başarmıştı. “Firuze”lerin bedel ödemekten söz edip ağladığı – sızladığı, Ankara’dan yola çıkan (sonraları kendilerine ‘Büyük Usta’ ünvanını uygun görecek) pop – arabeskçilerin istila ettiği, herkesin (bol merdivenli – çok kostümlü) ‘Dormen Müzikalleri’ni görmek için kuyruğa girdiği o (artık bize çok saçma ve bir o kadar da anlaşılmaz görünen) günlerde; Yeni Türkü, belki artık “Buğdayın Türküsü”nü seslendiremeyeceğini ama hem ‘söz’ hem de ‘müzikal’ açıdan daha kapalı, daha örtük bir ‘dil’ geliştirebileceğini ve ruhunu satmadan var olmayı sürdürebileceğini düşünmüş, düşünmekle kalmayıp çalışmalara başlamış ve bunu başarmıştı.
Ama öyle ya da böyle, Taner popun efendilerinden biridir. Bu nedenle de yeni ya da genç, hiçbir dalga onu tamamıyla dışarda tutmaya muktedir olamaz. O ve şarkıları usul usul bekler, yavaş yavaş tırmanır ve şartlar hazır olduğunda yüzünü gösterir. Şimdi olduğu gibi. Seyyal Taner yeniden aramızda işte; havai fişekler patlasa, konfetiler uçuşsa yeridir. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz sevgili Seyyal Taner ve Olcayto Ahmet Tuğsuz.
1982 yılında kurulmuş olan Beş Yıl Önce On Yıl Sonra, kuruluşunu takip eden ilk günden itibaren popüler bir hale geldi ve 80'lerin bütün bir ilk yarısını en tepede geçirdiler. Ajda Pekkan şarkıları söyleyerek ünlenen grup, superstar ile birlikte Büyük Kabare'de yer aldı ve rüzgar nerden eserse oraya dönen günübirlik bir seyirci kesimince baş tacı edilerek, Superstar'dan esirgenen alkışlara boğuldu.
Hatırlayabildiğim ilk Ay-Feri plağı 'Bu Son Olsun' dur. 'Adios Amor' adlı bir şarkıya Edvard Saatçi söz yazmıştı. Edvard Saatçi, aynı zamanda şarkıcının menajerliğini de yapmaktaydı... Sonraki plakların büyük bir kısmında 'söz yazarı' olarak onun imzası yer alır ve üstelik Ay-Feri' nin yaşamını köklü bir şekilde değiştirecek 'İran Macerası' nda da onun parmağı vardır.
90’lı kuşağın önemli bir bölümü, biten bir ilişkinin ardından küfürler-hakaretler yağdırır, bütün kabahatin ‘karşı taraf’ta olduğunu belirtir ve “Bittiyse bitti, canın isterse, keyfin bilir…” der, “Canıma Minnet” çığlıkları atarken, Bendeniz, (bir gün ya da bir yıl hiç farketmez) bir zaman sürmüş bir ilişkinin nihayete ermesinin ardından ‘iki kişilik’ gözyaşı dökmüş, “Sen geber, ben başkasını hemen bugün bulurum” diyerek aşklarına-yaşadıklarına ihanet etmemişti. Böyle olduğu için de, (diyelim ki bir Serdar Ortaç’a layık görmediğimiz bir biçimde) Bendeniz’i bağrımıza bastık, hayatımızın zor ve karanlık evrelerine eşlik etmesi için onun şarkılarını tercih ettik.
Geçmişin ardına düşmek için yeni sebeplerimiz var. Bunların bir kısmı her zamanki “yapısal” sebepler. Açız, açıktayız, borçluyuz; bugünümüz iyi değilse, düne sığınmak ilk aklımıza gelebilen şey. Daha gündelik (ve daha kalp ferahlatıcı) sebepler de var ama; pop dünyamızın en kayda değer yorumcularından Esmeray ve Füsun Önal’ın yeni albümlerinin yayınlanmış olması, gibi.
Bütün 60’lar, Adamo için şaşaa içinde geçti. Sanatçının yaptığı her plak çok fazla sattı. Bunlardan ‘La Nuit’, ‘Ton Nom’ ve ‘Inch’Allah’, hem Avrupa’da hem bizde en çok tutmuş olanları. Adamo’nun, bizim listelerimizde göründüğü son plaklarından biri (70’lerin hemen başında) ‘Mon Cinema’ oldu. Bu şarkıyı meraklıları CD üzerinde çok zor bulabiliyor, kimbilir neden, yalnızca Japonya baskısı birkaç CD’nin üzerinde bulunabiliyor bu şarkı. Ama diğer şarkılar öyle değil. Piyasada bulunabilecek onlarca Adamo diski var.
Bırakın bir albümü, kendine ait tek şarkısı olmamasına rağmen, yıllarca epeyce geniş bir hayran grubunu peşinden sürükleyen Zeynep Casalini, sonunda ilk albümünü yayınlayabildi: “Nihayet”. Zeynep, 1988 yılından beri şarkı söylüyor, müzik dünyasına adım attığı ilk günden bugüne kadar 16 -17 yıl geçmiş ve ilk albüm için bugünlerin gelmesi gerekmiş; hakikaten ‘nihayet’.
Türk Popu ile yaşıt şarkıcılarımızın başında gelmekte Alpay. Türk Popu'nu başlatan isimlerin başında gelmekte. Herkesin üzerinde birleştiği bir şey var, o da şu: Türk Popu, Fecri Ebcioğlu'nun sözlerini yazdığı "Bak Bir Varmış Bir Yokmuş" ile başlamakta. Bu şarkı Türk Popu'nun 'aranjman' akımının öncüsü. Bir iki yıl içinde her yanı saracak 'Anadolu Pop' akımında ise kıvılcımı Alpay çakıyor. Batılı formda ilk sunulan türkümüz olarak kabul edilen "Kara Tren"i de, Alpay, aynı yıl, yani 1962 yılında söylemeye başlıyor sahnelerde.
Bırakın Ajda Pekkan’ı; daha Nilüfer, Sezen Aksu, Nükhet Duru bile yokken onlar vardı. 5 diva: Ayten Alpman, Rüçhan Çamay, Tülay German, AyFeri ve Gönül Turgut... Caz’a gönül vermiş, hep caz söylemek istemiş ama Türkçe şarkı talebinin artması üzerine Türk Popu’na bir giriş yaparak temelini atmış, harcını karmış beş emsalsiz isim, beş öncü.
Evgin ve Talu’nun birlikteliğinden çıkan ilk örnekler “Tanrım Bu Hasret Bitse” ve “Şoför Mehmet” olur ve her iki şarkı da Evgin’e, o güne kadar görebildiği en büyük başarıyı getirir. Artık Evgin, bu şarkılarla birlikte başa oynayan erkek şarkıcılarımızdan biri olmuştur. Ama bu başarı devede kulaktır, ikilinin yanına Melih Kibar’ın katılmasıyla birlikte elde edilecek başarının yanında devede kulak.
1970 ortalarında epeyce insan ünlendi. Bir anda... Kimi ilk 45' likleri ile, kimi ilk Eurovision elemeleri ile. Yeliz de bunlardan biriydi. 1975' te yapılan ilk elemelere bir Selmi Andak bestesi ile katılmış ve birinciliği paylaşan Semiha Yankı ve Cici Kızlar' ın ardından da ikinci olmuştu. Bu elemelere gelene kadar, Yeliz' in yalnızca bir 45' liği yayınlanmıştı (Sen Olsan Yeter/Hoşgeldin Bahar) ve iyi kötü tanınıyordu artık, ama asıl şan ve şöhret bu Eurovision elemelerinden sonra geldi. Hem yarıştığı şarkı hem sonra diğer çıkan 45' likler ile Yeliz Türk Popu'nun en sevilen en vazgeçilmez şarkıcılarından biri oldu…
Ama Gence’nin baş yapıtı Ajda Pekkan’dı elbette. Yeşilçam’ı arkasında bırakıp müziğe geri dönmeye karar vermiş Pekkan, (bir gazeteci yalanı olmasına rağmen) “Adana ve domates” haberlerinin altında, daha başlamadan yok olmaya yüz tutmuş müzik kariyerini, Durul Gence ile çalışmaya başladıktan sonra kurtardı ve işi tamamına erdirdi.
Ali Ulvi ile Sinema adlı bu YouTube kanalımda, hem gösterime giren filmler ile ilgili film eleştirileri bölümünü, hem de mutlaka izlenmesi gereken filmler hakkındaki önerilerimi sizlerle paylaşıyorum. Film analizleri kapsamında, unutulmaz filmler ve haftanın filmlerine ek olarak, Altın Küre - Golden Globe ve Oscar başta olmak üzere, uluslararası film festivalleri bünyesinde yer alan filmlere ait yorum ve tavsiyelerimi bu kanalda bulacaksınız. Kısaca, vizyondaki filmler ile ilgili, hangi filme gidilir ya da hangi filmler izlenmeli gibi sorularınızın cevapları bu kanalda olacak. Kanalıma abone olmayı unutmayın. ALİ ULVİ UYANIK
Çeyrek yüzyılı aşkın, başta pop olmak üzere müziğin tarihini tutan, radyo programları üreten, kitaplar, eleştiriler yazan, plaklar çalan Naim Dilmener bu uzun yürüyüşün Gazete Pazar ile Radikal adımlarında kaleme aldığı yazılarıyla, müzik serüvenimizden önemli ve değerli isimleri bizlerle paylaşıyor.
‘Sörfçü’, memleketi Avustralya’ya döndükten sonra oğluyla sörf yapmak için çocukluğunun geçtiği sahile inen adamın buradaki bir çetenin engellemeleriyle karşılaşınca verdiği gurur mücadelesini anlatıyor. Filmin giderek yoldan çıkan ve deliliğin çizgilerinde dolaşan ana karakterini Nicolas Cage canlandırıyor. UĞUR VARDAN (HÜRRİYET/23.08.2025)
Gündemdekilere ve vitrindekilere aldırmadan upuzun sinema tarihinden cımbızla seçilen hoş filmler, insan kokan öyküler, gözden kaçanlar, ıskalananlar, pamuklara sarılması gereken mütevazı başyapıtlar ve diğerleri Hilal Çetinder’in kaleminden Film Makarası’nda…
Uçan Süpürge izlenimlerimizin ikinci bölümü epey gecikti. Araya yaz ve başka bir festival de girdi. Ama ilk bölümde de vurguladığımız gibi, bu filmlerin çoğu başka mecralarda henüz karşımıza çıkmadı. Bu nedenle yine filmler eskimez diyoruz ve kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Birbirinden güzel eserlerin icra edildiği bir TRT klasiği "Akşam Sefası" programı, bugün 21.00'de TRT Müzik'te.
Yeni fotoğrafı görmek, müzikseverlerin beğenisinin ne kadar değiştiğini öğrenmek için yerli rockta ‘bütün zamanların en iyileri’ni sinemamuzik.com okurlarına ve müzik eleştirmenlerine sorduk. İlginç liste çıktı ortaya:
Her biri meslekte en az 20 yılı devirmiş müzik yazarlarımızın saptadığı yerli grupların ‘şeref tablosu’nda Moğollar, Bulutsuzluk Özlemi ile ‘orta yaş’a dayanmış akranlar mor ve ötesi ile Duman gözüküyor. Hemen enselerinde Kurtalan Ekspres ile Dervişan yer alıyor. Bir alt basamakta ise, az zamanda çok iş yapmış Hardal ve Mazhar Fuat Özkan bulunuyor. Aslında gözler Mazharlar’ı daha üstte arıyor da, ‘ticaret’in dozunu kaçırmak bazen böyle sonuçlara neden oluyor.
Sinemamuzik.com, bir çoğu Altın Portakal’da jürilik de yapmış sinema yazarlarına sordu: ‘Antalya Altın Portakallı en iyi film hangisi’?... Birinciler listesinde ‘kortej’e çıkan ve bütün zamanların Altın Portakal birincilerini değerlendiren 31 sinema yazarının katıldığı araştırmada, Zeki Ökten’in 1980 tarihli Sürü filmi 213 puan toplayarak birinciliği kazandı. Sürü’yü 204 puanla Muhsin Bey (Yavuz Turgul) ve 192 puanla Uzak (Nuri Bilge Ceylan) izledi.
Sinemamuzik.com sinema yazarlarına sordu: ‘İlk uzun filmini 21. yüzyılda çeken en iyi 10 yerli yönetmen kim?... 30 sinema yazarının katıldığı araştırmada bol ödüllü Emin Alper 195 puan toplayarak birinciliği kazandı. Alper’i 145 puanla Pelin Esmer ve 136 puanla Özcan Alper izledi. Emin Alper'i 27 sinema yazarı listesine alırken, Pelin Esmer’e 25, Özcan Alper’e 20 listede yer verildi. Bazı popüler isimler ön sıralarda yer alamadı.
Müzik yazarı, eleştirmen ve program yapımcısı Yavuz Hakan Tok'un yeni kitabı Şarkı Hikayeleri Masa Kitap yayınevi etiketiyle satışa çıktı. 240 sayfalık yapıtta Tok, 60'lardan 90'lara uzanan zaman diliminde yerli popu şekillendirmiş 80 şarkının yaratı öyküsünü, ilginç notları ve toplumdaki yeri ile rolü hakkındaki görüşlerini anlatıyor.
Türkiye´nin büyük kentlerinde yayında olan radyo kanallarının geniş listesi
Genç yaşına karşın uzun yıllardır rap müzikle uğraşan ´sinemamuzik.com´ okuru Emre Onaran sitemiz için şarkı yazdı. Yapıtını arkadaşı Uygar´la (Ragyu) birlikte seslendiren Emre Onaran´ın (Sürgün) videosu içeride:
Ünlü grupların kuruluş öyküleri, müzik serüvenleri yakından takip edilse de isimlerinin nasıl doğduğu ve koyulduğu pek bilinmez. Meraklısı için ilginç bir liste hazırladık:
Hemen her öğretmenin, okul müdürünün maratona benzettiği hayatın henüz başında biri Lezzet. Başka bir deyişle; böğürtlenli, limonlu, çilekli, çikolatalı, vişneli, karamelli, karadutlu dondurmalardan henüz tatmadı, sadece vanilyalının tadını biliyor. Onunla tanışmak için sayfaları çevirmen yeterli. Çelişki Bilmez Lezzet’in Geçmiş Zaman Maceraları Uğur Vardan’ın çocukluk anılarından yola çıkarak yazdığı öykülerden oluşuyor.
Popüler orkestralar ile grupların Türkiye serüvenini ‘Günlerin İçinden Canım’ / 100 Yıllık Türkiye Popüler Orkestralar ve Gruplar Tarihi (1923-2022) adlı internet sitesinde anlattım.
İsmi Açık Hava Tiyatrosu; halkın ağzında Harbiye Açıkhava; kartvizitinde ise ‘Türkiye’nin Müzik Mabedi’ yazılı. Hem ülke, hem dünya kültür tarihinde bir Royal Albert Hall, Madison Square Garden, Olympia kadar önemli ve değerli bir amfitiyatro. Kent mimarisi için de önemli merkez. Batılı örneklerine benzer şekilde bir eğlence vadisinin ortasında bulunuyor.