NAİM DİLMENER'LE GEÇMİŞ ZAMANIN İZİNDE

EMSALSİZ BULUŞMALAR

09 Eylül 2026 Çarşamba 20:07
NAİM DİLMENER'LE GEÇMİŞ ZAMANIN İZİNDE

Seslendirdiği her şarkı-türkü-değiş ile herkesi, her zaman derin bir şekilde etkilemiş olan Selda (Bağcan), firması Majör vasıtasıyla bir zaman önce başlattığı ‘temizlik’ harekatını sürdürüyor. Ciddi bir temizlik harekatı bu; 45’lik ve LP’ler üzerinde bulunan her Selda şarkısı tek tek ayıklanıyor, temizleniyor, dijital bir ortama aktarılıyor. Neresinden bakarsanız bakın, önemli ve saygıda kusur edilmemesi gereken bir iş bu! Çünkü ülkemizde, bu tür işler yaygın bir biçimde (ne yazık ki hala) yapılamıyor ve yapan birileri çıktığında da, ceketlerimizin düğmelerini ilikleyip, önlerinde yerlere kadar eğilmemiz gerek. Yerlere kadar! Bu tür bir işe girişenler, herhangi bir karşılık ya da destek bulmaksızın görmekte işlerini; tamamen kendi imkan ve becerileriyle şarkıların-türkülerin önüne yeni yollar açıyor, yarınlara evrilebilmeleri konusunda ellerinden geleni artlarına koymuyor. Bu alandaki ‘Yılmaz Savaşçı’lardan biri olan Selda, kaç yıl önce başlattığı “Türkülerimiz” dizisinde altıncı albüme ulaştı bile. İşin başında on albüm olarak planlanmış bu dizi, hem Selda’nın hem de Majör’ün eli-kolu-ayağı olan Ferhan Üçoklar’ın geçen zaman ile birlikte keşfettiği, haklarını elde edebildiği şarkı sayısının artmasıyla birlikte 12 albümlük bir toplama ulaşacak. (Maddi anlamda) ancak büyük kuruluşların, para-pul imkanları yerinde olan bankaların-şirketlerin yapabileceği bir işi Selda ve Ferhan Üçoklar tek başlarına yapıyor, ‘yangında ilk kurtarılacak’ şeylerden biri olan müziği, deste deste çekip alıyor, kurtarıyor. Dizinin altıncı albümünde de, Selda’nın o her zamanki insanı anında etkileyen, anında kalplere dokunan sesiyle yorumladığı tam 14 şarkı-türkü bulunmakta. “Unutursun Mihribanım”, “Gayrı Dayanamam” gibi göz yaşlarının sel gibi akmasına sebep olan ve “Acem Kızı”, “Şekeroğlan” gibi yaşamın keyifli-şenlikli anlarını melodilerine-dizelerine taşıyan değişlerin de dahil olduğu bu toplam, daha önce bin kez yapılmış, bin kez altı çizilmiş bir ‘tesbit’i, bir kere daha yapmaya-çizmeye mecbur bırakıyor dinleyeni: Selda, eşi benzeri az bulunur bir ses ve yorumcudur ve onun gibiler bu dünyaya kırk yılda bir gelir ya da uğrarlar… Hem olup biteni görme-dünyayı kavrama, hem de müzikal yapıyı zenginleştirme biçimi olarak Selda’nın izinden giden büyük yeteneklerden biri olan Hale Gür’ün “Zeytin Dalı (Bir Nefescik Söyleyim)” adlı albümü de insanın içine su serpen, ferahlatan albümlerden. 70’li yılların ikinci yarısıyla birlikte, TRT bünyesinde sürdürdüğü çalışmalarını hızlandıran, Durmuş Yazıcıoğlu ve Talip Özkan gibi bu işin ‘pir’leriyle yaptığı çalışmalar neticesinde yaygınlaştıran Gür, herkesin ‘tahtalı-nikahlı masa’lara yerleşmekte bir beis görmediği, şarkı ve türkülerle ilgilenmektense ‘çizme sesleri’ne kulak kabarttığı o karanın karası 80’li yıllarda, “Elimizden Yöremizden” olarak adlandırılmış bir dizi albüm yapmış ve karanlığı yırtabilmek, çizme seslerini bir parça olsun kafasından uzaklaştırmak isteyenlere bir el uzatmış, yol-yordam göstermişti. Gür, şimdi de, her şeyi (çoğunlukla) ‘para parra parrra’ olarak algılayamaya başlamış günümüz dinleyicisine bir “Zeytin Dalı” uzatıyor. Alındığında-tutulduğunda-dinlendiğinde, insana ‘insan’ olduğunu (yeniden) hatırlatacak bir dal bu. Görmek, ilgilenmek ve kapmak gerek. Bunu yaptıktan hemen sonra da, ‘mektepli’ bir yorumcunun, hem ‘doğru’ hem de bütün kalbiyle seslendirdiği türküler saracak dört bir yanınızı; Musa Eroğlu, Çetin Akdeniz ve onlarca başka müzisyenin de katkıda bulunduğu eşsiz türkülere kapılıp gideceksiniz.

GURBET HAPİSHANESİ
‘Eşsiz’ olarak nitelenmesi gereken bir albüm de Mazlum Çimen’den geldi. Daha önce, “Çimen Sesleri”, “Feryadı İsyanım” gibi solo albümler yayınlamış, “Büyük Adam Küçük Aşk”, “Mem u Zin” gibi filmlerin müziğine imza atmış, Yasemin Göksu’nun “Ateş Oldum” adlı albümünün ortaya çıkmasını sağlamış olan Çimen’in “Buluşmalar”ında, ağırlıklı olarak müzisyenin kendi besteleri bulunmakta. Nesimi Çimen gibi yüce bir kişinin evladı olan Mazlum Çimen, ‘baba ocağı’nda gördüğü yetkin tedrisat nedeniyle dört dörtlük, süper, hatta süper ötesi bir müzisyen; bu özelliği nedeniyle de, el attığı her işten alnının akıyla çıkabilmiş biri. Bedri Rahmi Eyüboğlu (“Üç Dil”) ve Sabahattin Ali (“Gurbet Hapishanesi”) gibi şairlerimize de başvurmuş olan Çimen’in “Buluşmalar”ı, geçmiş ve gelecek üstüne katıksız bir destan! İnsanın, dinlerken bir parçası olduğunu hissettiği, bundan gurur duyduğu bir albüm “Buluşmalar” ve şu kurak-çorak zamanlarda insanda ‘doping’ etkisi yaratıyor; (size benzer, sizin gibi insanlarla bir araya geldiğiniz zaman) ‘bir koydunuz mu oturtabileceğiniz’ hissine kapılmanıza sebep olacak kadar güçlü bir doping… Aynı duyguya, Metropol Müzik’ten çıkan iki albümü dinledikten sonra da kapılmak mümkün. Erdal Bayrakoğlu’nun “Zifona” ve “Yaşar Kabaosmanoğlu’nun “Rakani” adlı albümleri de insanın böyle bir moral ve güç depolamasına sebep oluyor. Fuat Saka, Kazım Koyuncu, Gökhan Birben ve birkaç başka müzisyenin ısrarlı çabaları sonrası ilgilenmek-kulak vermek mecburiyetinde kaldığımız Karadeniz bölgemizin müziğini icra eden her iki müzisyenin de tavır ve duruşu tamamen kendisine has, tamamen farklı. Bu başka türlü ritm ve melodiler ile örülü müziğe, uzun bir zaman, “Gökte Yilduz Ay misun?” gibi tek bir türküye hapsolmuş olarak kulak verdik, bu müziği ancak bu türkünün bize ulaştırabildiği ses ve tınılarla algıladık, kavradık. Sonra da bir baktık ki, bu iş yalnızca ‘bir şive-bir kemençe-bir tulum’ işi değil, daha fazlası, çok daha fazlası demekmiş. Çok daha geniş, çok daha çeşitli, çok daha zengin. “Zifona” ve “Rakani”, bu zenginliğin üzerine daha da fazlasını katmakta. Her iki albüm, bölgenin sosyal ve kültürel çeşitliliğini (bir kere daha) yetkin bir biçimde seriyor önümüze; hem ‘müzik’ hem de ‘dil’ olarak. Erdal Bayrakoğlu, ‘Laz halk şarkıları’nı ‘Lazca’ seslendirirken; Yaşar Kabaosmanoğlu, iç içe geçmiş, omuz omuza yaşamış ama buna rağmen kendilerine ait-özgü olanı korumuş-kollamış halkların farklılığının altını çizmek için, Hemşince, Gürcüce de seslendirmiş.
Birbirinden farklı, birbirine benzemez bu yorumcuların bu şarkı ve türküleri, müziğimizin (ne yapılırsa yapılsın) sırtının yere getirilemeyeceğine işaret ediyor. Selda’lar, Hale’ler, Mazlum’lar, Erdal’lar, Yaşar’lar ve benzerleri var oldukça, bizim de sırtımız yere yapıştırılamayacak. Biz bu müzisyenlere-yorumculara, bile isteye sırt çevirmezsek tabii. Ya ‘tuş!’, ya dimdik ayakta! Bize bağlı. 

 

BULURSANIZ KAÇIRMAYIN
Başta  altı albüme ulaşan “Türkülerimiz” (Majör) serisi olmak üzere, Selda’nın elinin dokunduğu her şey
Ama en çok en çok, “Tatlı Dillim” (Sel), “Çemberimde Gül Oya” (Türküola) ve 
“Altın Kafes” (Yavuz) 45’likleri
Başta “Buluşmalar” (Kalan) olmak üzere, altında Mazlum Çimen imzası olan her şey
Başta Kazım Koyuncu’nun albümleri olmak üzere, Metropol’ün yayınladığı her şey
Başta “Zeytin Dalı” (Servet) olmak üzere, Hale Gür’ün hayat verdiği her türkü, her değiş

SAKIN YAKLAŞMAYIN
“Asmayalım da, besleyelim mi?”ciler

KEŞKE OLSA
Major’den, “Türkülerimiz” serisinin kutulu  özel bir baskısı
Mazlum Çimen’in geçmişini topluca görmemizi sağlayacak birkaç disklik özel bir set
Birlikte söylenecek (mesela “Ay Karanlık Bulamadım Yolumu”), bir Selda-Mazlum Çimen-Hale Gür şarkısı

KEŞKE OLMASA
Aklı fikri ‘arabesk’te olan ‘türkücü olmayan türkücüler’den (mesela Mahsun Kırmızıgül’den) herhangi bir yeni türkü

 

NAİM DİLMENER



Diğer Yazılar