NAİM DİLMENER'LE GEÇMİŞ ZAMANIN İZİNDE

ÖMRÜMCE HEP ADIM ADIM

30 Haziran 2026 Salı 18:41
NAİM DİLMENER'LE GEÇMİŞ ZAMANIN İZİNDE

Belki Muazzez Ersoy’un ‘Nostalji’ serisi olmasaydı da, bir şekilde geçmişe ve geçmişin şarkılarına bulanacaktık. Eninde sonunda olacaktı bu. Ama Muazzez Ersoy’un bu dalgayı hızlandırdığı da kesin. Başta ‘eski 45’likçi’ler olmak üzere, herkesin  Muazzez Ersoy’a şükran duyguları ile dolu olması gerekir. ‘Hanımefendi’ sanatçımız Emel Sayın, Hürriyet’te yayımlanan Yener Süsoy ile yaptığı röportajında, Ersoy’un ipin ucunu kaçırdığını ve hep aynı yoldan giderse “kendi nostaljisi” nin yapılamayacağını söylüyordu. Emel Sayın sayesinde bu kavram da girmiş oluyor müzik piyasamıza... Beş-on yıl sonra sizin de nostaljiniz yapılabilecek mi, yapılamayacak mı? Emel Sayın’ın söylemeye çalıştığı kabaca şu: Hep başkalarının şarkılarını söylerseniz ve siz hiç yeni şarkı söylemezseniz, sizden yarına ne kalmış olacak? Eh, haklı bir kaygı, “kendi nostaljiniz” olarak çok tatsız bir şekilde adlandırılmış da olsa, haklı bir kaygı bu. Ama bizim gibi memleketler için değil. Biz, değil otuz-kırk yıl öncesini, on yıl öncesini bile zor hatırlayanlardanız. 80 ortalarında, Nilüfer söyledi diye; “Sensiz Yıllarda” ve “Boş vermişim Dünyaya” yı (Ajda Pekkan),  “Her Yerde Kar Var” ı (Adamo) ve “Tek Başına”yı (Ayten Alpman) Nilüfer’in şarkıları zannedenler var. Radyolardaki yüzlerce DJ, sabah akşam bu şarkıları böyle sunmakta. Bir on yıl sonra, bu şarkıların, zaten başından beri Muazzez Ersoy’a ait olmadığını kim bilecek, kim hatırlayacak, kim söyleyecek? “Filanca şarkı da çok güzeldi ya” gibi bir cümle ile  kapısı aralanmaya çalışılan  ‘geçmişe özlem’ krizlerinde, cevap, bir başkasından  hemen ve çok kolay gelecek: “Evet, Muazzez Ersoy söylüyordu bu şarkıyı...” 

HER YERDE SENİ ARADIM
Ama belki de, bunun böyle olmaması için zor da olsa bir yolumuz var. Tek bir yolumuz. Geçmişte bütün yapılanları; derli toplu bir şekilde, zamanında bu şarkıları söylemiş, üne kavuşturmuş insanların sesinden ve orijinal halleri ile bir bir gün yüzüne çıkarmaya çalışmak. Tıpkı Kalan ve Ada’nın yaptığı gibi. Tıpkı, şimdi de Odeon’un yapmaya başladığı gibi. Kiss Müzik ile ortak olarak giriştiği Tanju Okan projesinde, emsalsiz arşivini ilk defa olarak kullanıma sunmuş olan Odeon, bu sefer de dört başı mamur bir proje ile çıktı hepimizin karşısına. Nesrin Sipahi, Mustafa Sağyaşar ve Yaşar Özel’in ikili diskten oluşan albümlerini aynı anda sürdü piyasaya Odeon. ‘Odeon Koleksiyon’ olarak adlandırılmış bu projenin yayımlanmış bu ilk üç albümü ‘Türk Sanat Müziği’ serisinden çıktı. Türk Halk Müziği ve Türk Pop Müziği de, sırayla albüm yayımlanacak diğer seriler olacak. Odeon’un, başta Füsun Önal olmak üzere (Zeynep Talu Kurşuncu engelini aşmayı başarabilirse) epeyce albümü çıkartmak üzere hazırlandığını duydum. Arşivlerimiz zenginleşecek, radyolar yalnızca son on yılda yapılanları çalmak zorunda kalmayacak, canımız çektiğinde çok özlediğimiz bir şarkıyı dinleme imkanınına kavuşacak, çok zor bulunan, bulunduğunda da düzgün bir ses çıkarmayı çoğunlukla beceremiyen plaklara mahkum olmaktan kurtulacağız... Hatta sahip olduğu koleksiyonu, dünyanın başı sonu zanneden, başkalarının kullanımına açmaktan geçtim, bunun lafının bile edilmesine hayret eden ‘korkunç koleksiyoncu’ lardan da. Geçmiş; tertemiz kayıtlarla önümüze gelecek. Hem de, insana yalnızca dinleme zevki değil ama aynı zamanda; bakma, okuma, dokunma keyfi de veren mükemmel kapak ve tasarımlarla. Ada ve Kalan böyle yapmaktaydı, şimdi de Odeon katıldı bu kervana. Dani Grunberg; “3000 eserlik arşivimizin en seçkin örneklerini ‘Odeon Koleksiyon’ adıyla sizlere sunmanın mutluluğunu ve gururunu yaşıyoruz” diyor basın bülteninde ve ta 1997 yılında hazırlıklara başlamış olduklarını ekliyor. Bizde böyle bu işler. Başı sonu olmayan  ve tam bir kördüğüm haline gelmiş ‘telif hakları’ nedeni ile, bu tür albümlerin hazırlıkları yıllar alıyor, ancak bu kadar uzun sürelerde tamamlanabiliyorlar. Hatta, bu kadar zaman emek verip, araştırdıktan, toparladıktan sonra ‘mecburen’ rafa kaldırılıp hiç gün yüzü göremeyen işler de var. Çiğdem Talu’nun yazdıkları üzerine ‘ipotek’ koyan Zeynep Talu’nun ( aslında ‘mirasçı’ o, bu nedenle bu şarkıların üzerinde yalnızca onun hakkı var, ama bu durum, Çiğdem Talu şarkılarının herkese miras kalabilmesini engellemeye yeterli midir?) bu şarkıları kimseye kullandırmaması, ya da yalnızca ‘uçuk’ şartlarla kullandırabileceğini söylemesi ‘kördüğüm’ün yalnızca bir ucu. Kapanan ve izleri bulunamayan şirketler; üç-beş sefer devredile devredile aslında haklarının kime ait olduğu hiç bilinemeyen şarkılar; artık ‘bu piyasa’ dan  çekilmiş ya da tamamen ‘bu dünya’ dan göçüp gitmiş ve ardında, bulunulması temasa geçilmesi daha da imkansız bir mirasçı yığını bırakmış söz yazarları ve besteciler; o günlerdeki ‘acemi’ halimi herkese hem de kendi elimle nasıl gösteririm diye kaygılanan şarkıcılar ve çok kolay işlere alışmış firmalar da, sorunu içinden çıkılamaz hale getiren diğer nedenler...
Bu nedenle Odeon’un yaptığı çok ama çok önemli... İğne ile kuyu kazmışlar. İnşallah çabuk sıkılmazlar da, işin pop kısmı da bir an önce elimize ulaşır. Nesrin Sipahi’nin pop 45’likleri de, henüz tek şarkısı bile disk üzerinde bulunamıyan Semiramis Pekkan’nın şarkıları da. Bir Semiramis Pekkan diski için dünyayı birbirine katacak yüzlerce insan biliyorum. Bilmediğim binlercesinin ise,bir yerlerde sessiz sedasız o günün gelmesini beklediklerine eminim.


BULURSANIZ KAÇIRMAYIN

Nesrin Sipahi – Odeon – CD
Mustafa Sağyaşar – Odeon – CD
Yaşar Özel – Odeon – CD



Diğer Yazılar