UZAN DA TUT ELLERİMİ, SIMSICAK
Bir ‘arşiv’ fırtınasıdır gidiyor; artık albümler tek tek değil, ikili-üçlü olarak sürülmekte önümüze. Yanında CD-Rom ya da VCD verilen de var, dinlediğiniz şarkılar sizi kesmezse bir de görüntülere başvuruyorsunuz; klipler, konser kayıtları... Orhan Gencebay’ın çiftli best of’una, Muazzez Ersoy, üçlü bir albümle cevap vermiş ve bir taşla birkaç kuş vurmanın keyfi bütün firmaları sarmıştı. Ellerinde mevcut ya da yeni basılan kaset ve CD’ler de, bir kapağa geçirilip sürülmüştü piyasaya, başta Kibariye’nin geçmişi olmak üzere... Şimdi de, aynı şey, Sezen Aksu için yapıldı. Sanatçının 1986-1990 arası Fono Müzik’e yaptığı üç albüm (“Git”, “Sezen Aksu’88” ve “Sezen Aksu Söylüyor”) “Sezen Aksu Klasikleri” adı altında yeniden ambalajlanarak piyasaya verildi. Tam da yılbaşı alışverişinin ortalığı sardığı bir döneme denk getirilen bu albüm, son derece ‘makul’ olan satış fiyatı nedeniyle de (üç kaset 4 milyona, üç CD ise 8 milyona satılmakta) kısa bir zaman içerisinde epeyce bir miktar sattı ve daha da satacak... Sezen Aksu’nun isteği dışında, hatta ona danışılmadan piyasaya çıkarılmış bu albüm, müzik piyasamızda her zaman var olmuş sorunları da yeniden gündeme getirdi, alevlendirdi. Başta ‘telif’ olmak üzere bütün sorunlar, bir de işin ‘ahlaki’ yanı elbette.
SANKİ BİRAZ İNCİTİLMİŞ
Albüm FM/Klip etiketi ile yayımlandı. Fono, haklarını elinde tutuyor olduğu albümleri, oldukları gibi Klip’e devretmişmiş. Klip de, yeni satın aldığı ‘ürün’leri, cilalayıp piyasaya vermekte kendince hiçbir sakınca görmemiş. Firma yetkilileri, söz ve müzik yazarlarının haklarının kaybolmayacağını ve kendilerine isabet eden rakamların Mesam’a yatırılacağını açıkladılar. Peki ya ‘yorumcu’nun hakkı?.. Bundan söz eden yok. Yıllar önce yaptığınız albümlerden, hala herkes cebini doldurmaktayken, sizin bir kenarda kalakalmanızı istiyorlar sizden. Yıllar önce ne almışsanız o kadarıyla yetinin deniyor size. Mevcut kanunların, yönetmeliklerin arkasına sığınılıp “ama işte kanun bu” denilebilecek bir durum değil bu. Para akıtmakta olan işin öyle bir unsuru ki bu ‘yorumcu’ dediğimiz, o olmazsa hiçbir şey olmazmış, ne albüm ne başka şey. Dolayısıyla, para kazanmanıza neden olan asıl unsur o. O zaman bu yaptığınızı oturup düşünmeniz gerekiyor, kanunu filan boşverin, ‘ahlaki’ olarak doğru mu davranıyorsunuz? Herkes para kazanmaktayken, ‘yorumcu’ neden bir kenarda kalsın?.. Yılların sorunu bu ve bir seferde de çözülecek gibi gözükmüyor. Düşünsenize, bu piyasanın en güçlü isimlerinden birine yapılıyor bu, sesini duyurabilecek olan birine. Bir de diğerlerini düşünün, albümleri yıllardır baskı üstüne baskı yaparken cebine üç kuruş girmeyenleri. Esengül, Hüseyin Altın, Şükran Ay, Gülden Karaböcek ve daha yüzlerce başka isim. Stüdyoya girip, bu şarkıları söyledi diye, insanın kendisini ‘enayi’ hissedesi geliyor. Ben söyleyeyim, ben yaratayım ama sefasını sen sür. Tam da bugünlerde gündeme gelen bir oluşumun bu nedenle önemi çok fazla. Universal’in hukuk danışmanlarından biri olan Aydın Kurban, ‘yorumcu hakları’ konusunda epeyce yol alınmış olan bir projenin öncülüğünü yapmakta ve Mesam’ın eksik bıraktığını tamamlamak istemekte. “Sezen Aksu Klasikleri” ne dönersek: Sanatçının kendisine hiçbir şey ödemiyor olan firmaya, bu da yetmemiş besbelli ve biraz daha kazanmanın peşine düşerek tam anlamı ile üç kuruşluk bir kapakla piyasaya vermişler albümü. Değil Sezen Aksu’nun, kimsenin hak etmeyeceği bir ambalaj bu. Ön ve arka kapak, iç kapak ve disklerin bizzat kendileri dahil, her şey simsiyah, bunun da üzerinde iki satır yazı. Ne bir resim, ne şarkı sözü, ne de Sezen Aksu hakkında tek bir satır. Ayıptan öte bu, neredeyse bindiğiniz dalı kesmek denir buna. Böyle yapa yapa, yakında alıcı bırakmayacaksınız ortada, bedava bile verseniz, yüzünüze bakanı bulamayacaksınız.
SANKİ YETERSİZ SEVİLMİŞ
Albümün kendisine, şarkılara gelirsek: Burada her şey tamam, yolunda gitmeyen bir şey yok. Her üç albüm de, 80’lerin o çok belirsiz günlerinin bir özeti gibi... Herkesin kararsız olduğu, böyle de olabileceği gibi şöyle de olabilir dediği o tuhaf ve tatsız günlerin bir özeti. Sezen Aksu tarafından, benzersiz bir şekilde, “Git.. Gitme... Kal...” olarak özetlenmiş bütün o günler, bu üç albüm ile yeniden resm-i geçit yapmakta. Aynı zamanda, Türk Popu’nun o günlerinin de bir özeti gibi her üç albüm de. Türk Popu, neredeyse, yalnızca Sezen Aksu ve Nilüfer ile temsil edilir olmuştu o yıllar. Ajda Pekkan tembel davranmış, Zerrin Özer ‘arabesk’e kaçmış, Nükhet Duru ise , kendisine ‘Nadide’ bir sayfa açmaya niyetlenmişti. Bu nedenle, bu albümdeki bütün şarkıları, tek tek dinleyebilecek ve sevecek epeyce bir zamanımız olmuştu, hepimizin. Sezen Aksu’yu adım adım takip ettiğim günlerdi o günler. Nerede söylüyor olursa olsun gittiğim ve en öne kurulduğum günlerdi. Biliyorsunuz, hepimizin bir şeylerden kaytarmak istediği, buna çok istekli olduğu yıllardı onlar ve ben de, gazino ya da konserlere vurmuştum kendimi. “Değer mi?”yi ilk olarak Baltalimanı Oba’da dinlemiştim söz gelimi ve albümün çıkmasını da deli gibi bekler olmuştum, tıpkı “Firuze” yi Şan Tiyatrosu’nda dinledikten sonra yaşamaya başladığım heyecan gibi. Sonra da Konak Sineması’ndaki konserler ve diğer şarkılar... Emsalsiz “Kavaklar”, beni tam bir Ara Dinkjian hastası haline getiren “Sarışınım”, Yıldırım Türker’in çok az yazdığı şarkı sözlerinden biri olan “Bir Kış Masalı”, ‘hoppa’ “Şinanay”ın hepsi burada... Barış Manço’ya bir ‘saygı duruşu’ olarak da dinlenebilecek “Sultan Süleyman”, Zülfü Livaneli’nin, memleketin tek saygın kişisi olarak kabul gördüğü günlerden kalma “Belalım” ve ‘insan dölü’ “Ünzile” de burada.
Keşke bu şarkılar; temizlenerek, elden geçirilerek, yaldızlı bir şekilde yayımlansalardı yeniden. Ama, yarım yamalak da olsa bu da bir fırsat, 80’lere dönüş için bir fırsat bu da... Değmez mi?
BULURSANIZ KAÇIRMAYIN
Kusura Bakma – Doğan – 45’lik
Hadi Bakalım – Polydor – 45’lik
Sude – Polydor – CD single
Serçe – Kent - CD
Sen Ağlama – Sembol – CD
Gülümse – Coşkun – CD
CUMHUR CANBAZOĞLU




.jpg)


.jpg)
(5).jpg)
.jpg)






