Konuk Yazar

KENDİNE AİT BİR DÜNYA İÇİN

04 Temmuz 2026 Cumartesi 13:50
KENDİNE AİT BİR DÜNYA İÇİN

Annesi biyografisini kaleme alarak portföyüne ‘yazar’ ibaresini kondurmak istiyor. Babasıysa kadının yerinin evi olduğu inancında ve bir an önce kızını evlendirmek niyetinde; hatta aile dostlarından birinin oğlu olan beceriksiz şair William Rodney bu alandaki en önemli aday... Aristokrat görünümlü bu ailenin kızı Katharine ‘Kit’ Hilbery için evlenip yuva kurmak öncelikler arasında yok; o astronomi dalında ilerlemek, Cambridge’de eğitim görmek ve kadınların hayatın birçok dalında olabileceklerini göstermek istiyor.

Tahran doğumlu İngiliz yönetmen Tina Ghavari, girişte özetlediğim son çalışmasında Virginia Woolf’un 1919’da kaleme aldığı ikinci romanı ‘Gece ve Gündüz’ü sinemaya uyarlamış. Justine Waddell’in yazdığı senaryo eşliğinde kimi yerleri itibariyle yeniden kurgulanarak şimdiki zaman seyircisiyle buluşan yapıt, perdeye ‘Virginia Woolf’tan Gece&Gündüz’ (Virginia Woolf’s Night&Day) adıyla taşınmış.

Film 1910 Londra’sında geçerken ana karakter Katharine’in erkek egemen bir dünyada sesini ve çizgisini bulma mücadelesine odaklanıyor. Söz konusu yapıt öykünün geçtiği tarihsel dönemi mimari ve çevre peyzajlarıyla yeniden yaratma açısından son derece başarılı bir çalışma.

Film Katharine’in gölde yüzerken gökyüzüne bakıp kimi takımyıldızların ismini söylemesiyle açılıyor. Bu bana özgürlük üzerine bir metafor gibi geldi, ayrıca ilerleyen bölümlerde de ana karakterin vurguladığı, evrendeki varlığımızın basitliği ve genel tablo içindeki özgül ağırsızlığımız (!) üzerine ilk uyarılar niteliğindeydi. Sonrasında ailenin muhafazakâr çabaları ve hedefleri arasında Katharine’in yüreğinin götürdüğü yere kadar gitme mücadelesini izliyoruz. William Rodney kararlı ve gözüpek Katharine için doğru bir seçenek değil elbet ama genç kadın etraftaki baskıları dindirmek adına nihayete ermeyeceği belli bir nişanlılık sürecine giriyor. Bu sırada ailede kendine fikren en yakın konumdaki kişi kuzeni Cyril ve filmin dikkat çekici sahnelerinden birinde ikili İngiliz Astronomi Derneği’nin toplantısına katılıyor.

Katharine orada erkekler hegemonyasının aralarına kadın almamak uğruna ne denli çırpındıklarını gözlemliyor. Süreç içinde genç kadın kendisi gibilerin soluklanma alanı buldukları, süfrajet geleneğinden gelen bir grup aktivistin arasına giriyor, broşür basma gibi işlerine yardımcı oluyor, kadınların oy hakkı mücadelesine katılıyor. Bu aşamada ona en büyük destek Mary Datchet’tan geliyor (bu karakter Virgina Woolf’un genel olarak eserlerinde çizmeye çalıştığı ‘ideal kadın’ın tezahürü olarak kabul ediliyor).

‘Benim kuzeyyıldızım’
Öykünün bir başka odak noktası Ralph Denham. Annesinin kaleme aldığı biyografinin editörü olan Ralph’in göründüğü ilk sahneden itibaren Katharine için tek seçenek olduğunu anlarız. Nitekim gidişat bu yönde ilerler ama bence filmin en zayıf yanlarından biri burasıydı. Nişanlandığı William Rodney’nin şaşkın ve beceriksiz kompozisyonunun yanında Ralph Denham hem özgürlükten, hem edebiyattan hem de (sanki) kadın ruhundan en çok anlayan kişiydi ve Katharine’in ona ilgi duyması normaldi. Film Ralph karakterini romantik bir kargaşa yaratmak için sahaya sürmüş fakat yeterince verim alamamış bir görüntü sunuyor. İkilinin ilişkileri aşktan ziyade tecrübeli bir kişiliğin ayakları yere basmakta zorlanan gence desteğinden öteye çok da gitmiyordu.

Filmin doruk noktasıysa bence aile yemeğinde babasının oğlu Cyril’ın cinsel yönelimine ilişkin yaptığı konuşma... Yönetmen Ghavari bu sahnelerde etkileyici anlar yakalamış. Oyunculara gelince... Katharine rolünde Haley Bennett filmin ana damarı konumunda. Hafiften Jennifer Lawrence havası yayan oyuncu, kendisine dayatılan hayat biçimine isyan eden karakterini son derece inandırıcı kılmış. Timothy Spall baba figüründe oldukça başarılıydı. Ralph Denham’da Elyas M’Barek, annede Jennifer Saunders, William Rodney’de Jack Whitehall karşımıza geliyor. Öyküde hüznün ve acının adresi olarak da öne çıkan ve Katharine’in ‘Benim kuzeyyıldızım’ olarak tarif ettiği kuzen Kuzen Cyril’da (romanda iki çocuğu olan heteroseksüel bir erkekken filmde eşcinsel bir karaktere dönüştürülmüş) Misia Butler ve Mary Danchet’te Lily Allen dikkat çekici performansları sunan isimlerdendi.

Cinsiyet ayrımcılığının tarihsel kodlarında gezinen, kadının  özgürlüğüne ilişkin dertleri ve kat ettiği mesafeleri aktarmaya çalışan filmi kaçırmayın derim.

UĞUR VARDAN (HÜRRİYET/04.07.2026)



Diğer Yazılar