Konuk Yazar

'E.T.' EVİNE DÖNDÜ AMA YA DÖNEMEYENLER?

14 Haziran 2026 Pazar 11:42
'E.T.' EVİNE DÖNDÜ AMA YA DÖNEMEYENLER?

Yıllar önce işe alındığı Wardex adlı şirketin kamuoyundan saklamaya çalıştığı bilgi ve belgeleri, USB bellekleriyle dolu çantasında taşıyan genç siber güvenlik uzmanı Dr. Daniel Kellner’ın mücadelesi tökezleme aşamasındadır. Çünkü şirketin CEO’su Noah Scanlon’la emrindeki ‘siyah giyen adamlar’dan oluşan ekibi, kız arkadaşı Jane’i kaçırmıştır. Eldeki verilere karşılık değişim için buluştuklarında Daniel bir hamle yapar ve kişilere telekinetik güçler bahşeden tuhaf bir cihaz yardımıyla yanına Jane’i alarak kaçar. Öte yandan Kansas City’de yerel bir TV kanalında hava durumunu sunan Margaret Fairchild, müzisyen sevgilisine şehirden sıkıldığını ve başka bir yere taşınmaları gerektiğini söylerken evlerine bir kırmızı kardinal kuşu girer. O andan itibaren genç kadının hayatında beklenmedik değişiklikler olur. Aniden Rusça konuşmaya başlar, çalışma arkadaşlarının zihinlerini okuyarak onlara tavsiyeler verir ve canlı yayında tuhaf bir dille hava durumunu sunarken yere düşer, hastaneye kaldırılır.

Başladığı noktaya dönüyor

Çok geçmeden ikilinin yolları kesişir. Scanlon başka bir telekinetik cihazla Jane’in zihnine girer ve takibi sürdürür. Dünyada Kuzey Kore kaynaklı, ABD ve Rusya’nın dahil olduğu nükleer  savaşa ilerleyen bir ortam vardır. Margaret, Daniel’la işbirliği yapan eski Wardex çalışanlarından Hugo Wakefield’ın yönlendirmesiyle bir buluşma noktasına doğru harekete geçer. Amaç Daniel’ın elindeki bilgileri paylaşmak ve gerçeği herkesin öğrenmesini sağlamaktır...

‘İnsanlar yaşlandıkça çocukluğuna döner’ derler. Steven Spielberg 2022’de, 76 yaşındayken çektiği ‘Fabelmanlar’da (The Fabelmans) seyircisini otobiyografik unsurlarla dolu bir çocukluk yolculuğuna çıkarmıştı. Girişte konusunu özetlediğim son yapıtı ‘İfşa Günü’ndeyse (Disclosure Day) kariyerinin başlangıcındaki noktalara selam gönderiyor. ‘Üçüncü Türden Yakınlaşmalar’la (Close Encounters of the Third Kind/1977) ‘E.T.’nin (E.T. the Extra-Terrestrial/1982) bir tür devamını çekiyor.

70’lerin ortasından itibaren gişede büyük başarılar elde eden, özellikle televizyon alışkanlığıyla boşalan salonları yeniden dolduran; öte yandan da kuşaktaşı George Lucas’la birlikte sinemanın yaşını küçülttüklerine dair eleştirilerin odağına konan Spielberg, kariyeri boyunca uzaylıların ‘dost’ olduklarına dair bir çizgi izledi. Hoş, 2005’te Tom Cruise’lu ‘Dünyalar Savaşı’nda (War of the Worlds) H. G. Wells’in öyküsünü sinemaya yeniden uyarlarken uzaylıların korkunç yaratıklar olduğu fikrine itibar etse de 80’ine merdiven dayadığı şu günlerde ‘İfşa Günü’yle tekrar başlarda durduğu cephelere geri dönüyor.

Spielberg ustalığını çoktan kanıtlamış bir isim elbette. Popüler çizgide öyküler, çarpıcı bilimkurgular çekerken işin sanatsal kısmını ıskalamayan, geleceğe kalan çalışmalarıyla adını sinema tarihine yazmış bir yaratıcı. ‘İfşa Günü’nde de ‘uzaylı’ gerçeğinin bizatihi resmi kaynaklarca bilindiğine ama devletin bu durumu açıklamasıyla sistemin yara alacağına dair temellendirilen bir görüşü tartışmaya açıyor. Hatta Amerikan hükümetlerinin gerektiğinde bilgi almak, tıbbi veriler elde etmek adına uzaylılara işkenceye varan uygulamalara yeltendiğini de iddia ediyor.

‘E.T.’de sevimli yaratık büyüklerin gündelik hayatında kendine yer bulamaz, çocukların saf ve temiz dünyasında hareket ederdi. Bir an önce gezegenine dönmek isteyen bu varlığı devlet keşfedince işler değişir ve huzur bozulurdu. ‘İfşa Günü’nde Daniel ve Margaret sanki ‘E.T.’deki miniklerin büyümüş halleri ve Scanlon’la emrindekiler de ‘E.T.’ yerine evrendaşlarını ifşa edecek olan, bu ikilinin peşine takılan ‘resmi’ sıfatlı kötüler. 

Daniel’ın sevgilisi Jane’in eski bir rahibe olması, sığındıkları manastırdaki başrahibe Maura’nın fikirleri vasıtasıyla işin içine din, inanç ve uzaylı üzerinden ‘Tanrı’ tartışmaları huzurumuza getirilse de ‘İfşa Günü’nün ne yazık ki Spielberg’ün geçmişteki yapıtlarının kalibresinin uzağında olduğu kanısındayım. Filmde elbette usta yönetmenin incelikli anlatımını, iki trenin arasında kalan araba sekansı vasıtasıyla aksiyona olan hâkimiyetini hatırlıyoruz ama fikren hem yeni bir şey yok hem de günümüz dünyası için anlattıkları bence çok nahif.

Bizim meselemiz uzaylıların varlığı veya onların iyi ya da kötü olmaları değil. Asıl dert türümüz. Mülkiyet savaşımız, rant hırsımız, yok etme tutkumuz ve ekonomik çarkın içinde biçilen rolümüze sesimizi çıkarmamamız ya da isyanımız... Spielberg kariyeri boyunca heyecan dozajı yüksek, ufuk açıcı, yer yer geren filmler çekti. İlgi alanı sadece uzaylılar değildi. ‘Indiana Jones’ta aykırı bir arkeologla aksiyon tadına varmamızı sağladı. ‘Jurassic Park’ serisiyle çağlar öncesini günümüze taşıdı. ‘Amistad’, ‘Schindler’in Listesi’ (Schindler’s List), ‘Lincoln’ gibi filmlerle tarihe baktı, ‘Azınlık Raporu’yla (Minority Report) geleceğin dünyasına dair öngörüler sundu, ‘The Post’ta basın etiğine göz attı.

‘İfşa Günü’ dolayısıyla yeniden eski defterleri aralıyor ama asıl tehlike, öykülerinde anlattığı kötülüklerin vücut bulduğu karakterlerin yönettiği gerçek bir dünyada yaşıyor olmamız. Vahşetin ve barbarlığın tandemi olarak tarif edebileceğimiz Trump ve Netanyahu’nun her gün birilerinin kanına girdiği bir zamanda hiçbir uzaylı onların eline su dökemez. Önce fikirlerin serbest bırakıldığı, insan haklarının öncellendiği, yoksulluğun ortadan kaldırıldığı, sömürünün yok edildiği bir dünyayı sağlam temellerle kuralım, ‘resmi tarih’in uzaylılara ilişkin yalanlarına da göz atma sırası gelir!

İnsandan kötüsü var mı?
Elbette sanatçının öncelikleri farklıdır, Spielberg istediğini çeksin ama bana kalırsa ‘İfşa Günü’ yönetmenin sinematografisi içinde özel bir yer kaplamayacak.

Daniel’da Josh O’Connor’ın, Margaret’ta Emily Blunt’ın, Jane’de Eve Hewson’ın kayda değer performanslar sergilediği filmde Colin Firth’ün Noah Scanlon rolüne oturmadığı kanısındayım. Colman Domingo da canlandırdığı Hugo Wakefield’da ‘Matrix’teki Morpheus esintisi taşıyordu.

Fikri Spielberg’den çıkan, senaryosunu David Koepp’in kaleme aldığı ‘İfşa Günü’ izlemesi keyifli olsa da insanlık olarak evrende yalnız olmadığımız meselesinde çarpıcı şeyler söylemiyor. Ki yukarıda belirttiğim gibi biz bize yeterince kötülük ediyoruz, uzaylılar olsa ne olur, olmasa ne olur?
UĞUR VARDAN HÜRRİYET/13.06.2026)



Diğer Yazılar