Konuk Yazar

ÇOCUKLUĞU ÇALINMIŞ BİR STARIN HİKAYESİ...

25 Nisan 2026 Cumartesi 10:19
ÇOCUKLUĞU ÇALINMIŞ BİR STARIN HİKAYESİ...

Yıl 1966... Joseph Jackson, Gary-Indiana’daki evinin salonunda beş oğlundan oluşan koroya adeta askeri bir disiplin eşliğinde şarkı söyletiyor. En çok da en küçükleri olan Michael’a yükleniyor. Oysa o ileride sadece aileyi kurtarmakla kalmayacak, müzik tarihinin de en unutulmaz isimlerinden biri olacaktır.
Antonie Fuqua’nın John Logan’ın yazdığı senaryodan çektiği ‘Michael’ böyle başlıyor. Sonrasında ‘Jackson 5’ yolculuğunun diğer merhalelerini, grubun en yetenekli üyesi Michael Jackson’ın kabuğunu kırarak dünya çapında bir ikona dönüşmesini, ‘aile’ kavramıyla hem özdeşleşmesini hem de yolunu kendi başına çizme çabasını izliyoruz.

‘Michael’ son dönemde hem dışarıda hem de içeride seyirci karşısına çıkan müzisyen biyografilerinin son halkası. Film kronolojik bir çizgide ilerlerken zaman çizelgesini 1966’dan başlatıp ana karakterinin 1988’de Londra’da verdiği konsere kadar taşıyor. John Logan’ın metninde elbette Michael Jackson’ın hayatından kimi köşe taşları var ama senaryo genel bir çizgide tıpkı bir profesyonel güreşçiyken kendi hayatının eksik parçalarını oğulları üzerinden tamamlayan Frizt von Erich ve çocuklarının dramını anlatan ‘Demir Pençe’ (The Iron Claw/Yön: Sean Durkin/2023) gibi bir yapıya sahip. Michael’ın adeta doymak bilmeyen babası Joseph, ‘aile dayanışması’ fikri üzerinden hareket ettiği iddiasıyla oğlunun bireyselleşmesine, kendi ruhunu ve rotasını bulmasına bir türlü izin vermiyor. Öyle ki, işi Michael’ın çizgiyi aştığını düşündüğü anlarda kemeriyle dövmeye kadar götürüyor. Lakin genellikle ‘Peter Pan’ın dünyasına yönelen ve orada özgürleştiğini düşünen Michael nihayetinde büyüme yolculuğunda despotik babadan giderek uzaklaşırken önce sesine ilk inanan şirket olan Motown’daki Barry Gordy’ye sığınıyor. Bir ara Quincy Jones öne çıkıyor ama film boyunca aslında ona kol kanat geren kişinin sadık koruması ve şoförü Bill Bray olduğunu fark ediyoruz. Bill babasıyla iplerin koparılması yönündeki ilk ‘tavsiye’yi veren kişi de oluyor. Daha önce birçok ünlü şarkıcıyla çalışan avukat John Branca da bu kategorinin içinde ve baba Joe Jackson’a faks yoluyla menajerlik görevinden azledildiğini bildiriyor.Velhasıl film Michael Jackson’ı babası yüzünden çocukluğunu yaşayamayan, bu yüzden Peter Pan ve diğer kimi başka karakterlere sığınan, bir türlü büyüyemeyen bir profilde sunuyor. Hayatında baba figürü olarak da şoförü Bill Bray öne çıkıyor. Öte yandan Michael arkadaşsız, yalnız bir karaktere evriliyor ve müzikten kazandığı gelirle Los Angeles-Encino’daki sahip olduğu Jackson malikânesini bir hayvanat bahçesine dönüştürüp zürafa, yılan ve ‘Bubbles’ adını verdiği şempanzeyle doldururken bu mahlukat onun gerçek anlamda arkadaşı oluyor.

Filmin ABD ve Avrupa’daki basın gösterimlerinin ardından çıkan eleştiri yazılarına bakıldığında pek beğenilmediği görülüyor. Bu durum sosyal medyada son derece alevli tartışmalara ortam hazırladı. Aslında böylesi bir tabloya asıl neden olansa biyografik yapımlara ilişkin genel meselelerdi. Malum bu türden yapımlar ele aldığı kişinin hayatını ya bütünüyle ya da bir kısmıyla anlatır ve çoğu kez de “Neden hepsi anlatılmış” ya da “Neden bir bölümü ele alınmış” türünden görüşler eşliğinde hedef tahtasına konur. ‘Michael’ ele aldığı dönem itibariyle Michael Jackson’ın hayatındaki daha az dönemeçli kısımlara odaklanmış. Sanatçıya ilişkin sonraki yıllarda ortaya çıkan tartışmalar, pedofil olduğuna ilişkin iddialar Antoine Fuqua’nın yapıtında yok. Variety dergisi eleştirmeni Owen Gleiberman, yazısında çok iyi bir tespitte bulunmuş: “Basitçe söylemek gerekirse bu film Michael Jackson’ın karanlık tarafıyla ilgili değil.” Sanatçıyı pedofil olarak nitelendirenler filmi izlemeseler de konunun söz konusu sularda dolaşmamasından dolayı tepkililer. Michael Jackson’ın katıksız hayranlarıysa zaten kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddediyor ve hepsinin iftira olduğunu söylüyorlar.

Bu arada film “Hikâyesi devam ediyor” ibaresiyle biterken sanki meseleye ilişkin açık bir kapı da bırakıyor. Şöyle ki devamı çekilebilir ve asıl tartışmalar ikinci adımda perdeye taşınabilir. Ya da bu cümle ilk anlaşıldığı gibidir; yani 2009’daki vefatından sonra bile hâlâ bir ikon olarak insanların gönlünde yaşıyor, bu film de ona olan sevginin, ilginin, hayranlığın bir ifadesi...
Bana kalırsa ‘Michael’ çok da derinlikli bir biyografi değil. Kardeşleriyle gerçek ilişkisi nasıldı, kitleleri peşinden sürükleyen ışıltısı neydi, insanlar onda ne bulmuştu, ‘beyazlar’ın hâkim olduğu alanda, sektörde tabuları,
önyargıları nasıl kırmış ya da aşmıştı (bunu albümlerinin satışına bağlıyor tabii ki), tüm bunlar filmde pek yok. Seyirci olarak sadece kabuller üzerinden meseleyi anlamaya çalışıyoruz. Ama öte yandan da Michael Jackson’ın kimi sahne performanslarının yansıtıldığı bölümler görsel açıdan çok iyi. Özellikle de gerçek çete üyelerinin huzurunda ‘Beat It’ adlı şarkısına video-klip çekerken ‘balık sürüsü’ mantığıyla yaratılan koreografinin gerçekleştiği bölüm harikaydı. Keza ‘Thriller’ için başta George A. Romero’nun ‘Night of the Living Dead’i (Yaşayan Ölülerin Gecesi/1968) olmak üzere kimi korku klasiklerinden ilham alınarak çekilen ve ‘zombi filmleri’ne göndermelerde bulunan video-klibin yaratım aşaması ve yönetmen John Landis’le ilgili kısımlar da çok iyiydi. Konser
sahnelerinde de görüntü yönetmeni Dion Beebe’nin kadrajları enfesti.

Derleme tadında...
Michael Jackson’da Jermaine Jackson’ın oğlu Jaafar Jackson’ı izliyoruz. Yeğen, amcasını gerçek bir kişiliğe dönüştürmede; sesini, vücut dilini ve sahne yetkinliğini yansıtmada bir hayli başarılı ama gerçeğini izleyenler sanırım onun bir imitasyon olduğu hissiyatını film boyunca üzerlerinden atamayacak. Baba Joseph’ta karşımıza gelen Colman Domingo’nun ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu önceki çalışmalarından biliyoruz ama burada fazla karikatürize, fazla klişe bir profil çizmiş. Filmde anne Katherine’i Nia Long, minik Michael’ı Juliano Valdi, Berry Gordy’yi Larenz Tate, şoför Bill Bray’i KeiLyn Durrell (çok iyiydi), Quincy Jones’u Klendrick Sampson, avukat John Branca’yı Miles Teller, müzik yapımcısı Walter Yetkinoff’u da Mike Myers canlandırıyor.

Toparlarsak; konusu itibariyle ansiklopedik bilgiler dışına taşamayan film, otoriter babasının ihtiraslarıyla biçimlenen rotasını terk etmek için de mücadele eden ünlü müzisyeni hayvanları koruyan, hasta çocuklara el uzatan, iyi kalpli bir portre eşliğinde sunuyor. Görselliğiyle ve sanatçının hit’lerinden oluşan bölümleri itibariyle kulağımıza da seslenen, derleme tadında bir çalışma olmuş ‘Michael’...

UĞUR VARDAN (HÜRRİYET/25.04.2026)



Diğer Yazılar