Murat Erşahin Sinemadan Çıkmış İnsan

29 MART 2024

28 Mart 2024 Perşembe 18:39
Murat Erşahin Sinemadan Çıkmış İnsan

Mart vizyonunu uğurluyoruz… Mart ayı kalabalık bir vizyona ev sahipliği yaptı. Yirmi ikisi yerli yapım olmak üzere tam elli bir yeni film yansıdı beyazperdeye Mart ayı boyunca. Nisan ayına merhaba demeye hazırlanıyoruz… ‘İstanbul Film Festivali’ coşkusu demek Nisan ayı. 
Hepimizi besleyen, bizleri sinemadan çıkmış insanlar haline getiren sevdalımız İstanbul Festivali, baharın da müjdecisi bir bakıma… 
43. İstanbul Film Festivali’nin programı 26 Mart sabahı The Marmara Hotel Taksim’de yapılan bir basın toplantısıyla açıklandı. 
43. İstanbul Film Festivali N Kolay sponsorluğunda 17-28 Nisan tarihleri arasında gerçekleşecek. İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen, Türkiye’nin en büyük sinema etkinliği İstanbul Film Festivali, 43. kez sinemaseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Bu yıl N Kolay’ın festival sponsorluğunu üstlendiği etkinlik,
Türkiye ve dünya sinemasından nitelikli ve ödüllü filmleri, özel gösterimleri, yıldız oyuncuları ve usta yönetmenleri bir araya getiriyor. Festival biletleri, İKSV Lale Kart üyeleri için 1 Nisan Pazartesi başlayacak indirimli ön satış döneminin ardından 5 Nisan Cuma genel satışa çıkıyor. 43. İstanbul Film Festivali dünya sinemasının en yeni örnekleri, kült yapıtlar, usta yönetmenler ve genç yeteneklerin son filmlerinin de aralarında olduğu 132 uzun ve 12 kısa metrajlı filmden oluşan zengin bir program sunuyor. Festival, 12 gün boyunca, film gösterimlerinin yanı sıra konuk yönetmen ve oyuncuların katılımıyla yapılacak söyleşiler, özel gösterimler ve etkinliklerle sinema dolu günler yaşatacak.
Festival tarafından sinemaya gönül ve emek veren isimlere takdim edilen Sinema Onur Ödülleri bu yıl, Cannes’da Altın Palmiye kazanan Yılmaz Güney’in Yol filmi de aralarında olmak üzere pek çok uluslararası festivalde ödüller kazanmış, toplumsal meselelere değinen ve kadın hikâyelerinin işlendiği birçok filmde rol alan usta oyuncu Meral Orhonsay ile 1968’den bu yana yönetmenliğini ve senaristliğini yaptığı filmler, kaleme aldığı akademik çalışmalar, çıkardığı sinema dergileri, çevirdiği sinema kitapları, üniversitelerde ve sinema toplantılarında verdiği derslerle çok yönlü sinemacı Engin Ayça’ya takdim edilecek. Ödüller, 16 Nisan gecesi düzenlenecek Açılış Töreni’nde sahiplerine sunulacak.
Dünya sinemasının önde gelen yönetmenlerinden Wim Wenders festivalin onur konuğu olarak ilk kez İstanbul’a geliyor. Festivalde Wenders’in üç filmi gösterilecek: büyük ustanın Alman sanatçı Anselm Kiefer’in yaşamını ve sanat yolculuğunu mercek altına alan, Cannes’da prömiyerini yapan son filmi Anselm; 50. yılında restore edilen kopyasından gösterilecek Alice Kentlerde ve Koji Yakusho’nun başrolünde harikalar yarattığı, Japonya’nın Oscar adayı Perfect Days / Mükemmel Günler. Wenders, ayrıca festival kapsamında bir festival sohbeti de gerçekleştirerek izleyicilerle buluşacak. Japonya ile Türkiye arasında diplomatik ilişkilerin tesisinin 100. yıldönümünde Koji Yakusho da festival için İstanbul’a gelecek.Yakuza filmlerinden romantik drama, aksiyondan komediye her türün yükünü rahatlıkla sırtlanan Koji Yakusho, Japonya’nın en tanınmış ve saygın erkek oyuncularından.
Neredeyse üstlendiği her rolle ödüle layık görülen Yakusho, filmografisinde öne çıkan dört filmiyle festival programında yer alıyor. Koji Yakusho’nun başrolünde olduğu 13 Suikastçı / 13 Assassins (Takashi Miike), Gökyüzünün Altında / Under the Open Sky (Miwa Nishikawa), Aşka Davet / Shall We Dansu? (Masayuki Suô) ve oyunculuğuyla Cannes’da ‘En İyi Erkek Ödülü’nü kazandığı Mükemmel Günler / Perfect Days, festivalde izleyiciyle buluşuyor.
Wim Wenders ve Koji Yakusho’ya filmlerinin gösterimleri öncesinde festivalin Sinema Onur Ödülü takdim edilecek.
İstanbul Film Festivali’nin bu yılki gösterimleri Beyoğlu’nda Atlas 1948 ve Beyoğlu Sineması, Şişli’de CineWAM Premium+ City Nişantaşı (Salon 3 ve Salon 7) ve Kadıköy’de Kadıköy Sineması ile Kadıköy Belediyesi Sinematek/Sinema Evi olmak üzere 6 salonda yapılacak. Gösterimler, 11.00, 13.30, 16.00, 19.00 ve 21.30’da olacak. Önceki yıllardan farklı olarak Beyoğlu Sineması ve Sinematek / Sinema Evi’nde yapılacak tüm gösterimlerde yerler numarasız olacak. İstanbul Film Festivali bu yıl da ağırlayacağı birçok konuk yönetmen ve oyuncuyu festival izleyicileriyle bir araya getirecek. Festivale katılacak oyuncu ve yönetmenler, filmlerinin gösterimlerinden önce sinemalarda sunumlar yapacak ve gösterim sonrasında da izleyicilerin sorularını yanıtlayacak. Yönetmen ve oyuncuların katılımıyla gerçekleştirilecek gösterimlerin bilgileri festivalin web sitesi ve sosyal medya hesaplarından takip edebilirler.
43. İstanbul Film Festivali programında, artık gelenekselleşen Dünya Festivalleri’nden Genç Ustalar’a, Mayınlı Bölge’den Antidepresan’a, Çiçek İstemez’den Neredesin Aşkım? ve
Cinemania’ya 15 farklı bölümde filmler yer alıyor. Sinemaseverler ve müzik tutkunlarını bir araya getiren Musikişinas bölümü geri dönüyor. Müzik tarihine damgasını vurmuş Ryuichi Sakamato’dan Talking Heads’e ikonik isimlerin konser filmleri ve dünyanın farklı bölgelerinden müziğe gönül verenlerin özgün hikâyelerinin yer aldığı bölümde 5 film izleyiciyle buluşacak. Festival programına geçen yıl eklenen “Heyula” bölümü bu yıl da sinemanın yeni olanaklarını deneyen filmleri keşfe çıkartacak. Bu yılki seçkide aralarında Lisandro Alonso’dan Hong Sang-soo’ya Berlin Film Festivali’nden yepyeni filmlerin yanı sıra Carlos Reygadas’ın restore edilen kült filmi Cennette Savaş yer alıyor. 2024 Türk-Macar Kültür Yılı vesilesiyle tasarlanan Macar Rapsodileri bölümü, Macaristan sinemasının en saygın yönetmenlerini bir araya getiriyor. Bölüm kapsamında 1966’dan 2023’e, dramdan canlandırmaya, siyasiden komediye, genç ustadan auteur’lere 12 uzun 1 kısa metrajlı film gösterilecek.
43. İstanbul Film Festivali’nin etkinlikler programını festivalin web sitesi ve sosyal medya hesapları üzerinden takip edebilirsiniz.
Festival biletleri 5 Nisan Cuma günü 10.30’dan itibaren passo.com.tr, Passo mobil uygulaması, Passo perakende satış noktaları ve İKSV ana gişeden üzerinden genel satışa sunulacak. 

Bilet fiyatları
Hafta içi 11.00 seansları festival başlayana kadar 90 TL.
Hafta içi gündüz seansları (11.00, 13.30, 16.00 ) yalnızca 120 TL, Eczacıbaşı Genç Bilet ile
öğrencilere yalnızca 20 TL. Hafta içi 19.00 ve hafta sonu (11.00, 13.30, 16.00, 19.00) tam 120 TL, Eczacıbaşı Genç Bilet ile öğrencilere 20 TL. Tüm 21.30 seansları 150 TL. 65 yaş ve üzeri sanatseverlerin tüm seanslara %25 indirim hakkı bulunuyor. Ayrıca festival sponsoru N Kolay da festivale özel bir bilet kampanyasını hayata geçiriyor. Kampanya kapsamında 25-28 Mart tarihleri arasında N Kolaylı olan yeni müşteriler sanal kartlarına yüklenecek 250 TL bakiye ile bilet satın alabilecek. Üstelik İstanbul Film Festivali biletini Passo üzerinden N Kolay sanal kartıyla alan müşteriler 100 TL’ye varan iade kazanabilecek. 
İKSV’nin tüm etkinliklerini destekleyen Lale Kart üyeleri için bilet satış bilgileri
Siyah ve Beyaz Lale Kart üyeleri biletlerini %25, Kırmızı Lale Kart üyeleri ise %15 oranında indirimle satın alabilecek. Siyah Lale Kart üyeleri, tercih ederlerse bilet taleplerini kendilerine iletilen rezervasyon formunu kullanarak iletebilecekler.
Lale Kart üyeleri için ön satış dönemi:
1 Nisan Pazartesi (Siyah Lale üyeleri)
2 Nisan Salı (Beyaz Lale üyeleri)
3 Nisan Çarşamba ve 4 Nisan Perşembe (Kırmızı Lale üyeleri)
Tabii kişisel önerilerimi de eklemem gerekiyor… Festival maratonunda seçimlerinizi kolaylaştırmasını dileyerek…. Keyifli festivaller dilerim şimdiden…

43. İstanbul Film Festivali Önerilerim:
- Ölmek (Matthias Glasner)
- Hitman (Richard Linklater)
- Geçiş (Levan Akin)
- Zamanın Dışında (Olivier Assayas)
- Ölü Sezon (Stéphane Brizé)
- Cottontail (Patrick Dickinson)
- İmparatorluk (Bruno Dumont)
- Mutluluk (Ilya Povolotsky)
- Mutfak (Alonso Ruispalacios)
- Bir Gezginin İhtiyaçları (Hong Sang-soo)
- Sevgili Jassi (Tarsem Singh)
- İstif (Luna Carmoon)
- Dahomey (Mati Diop)
- Şeytanla Bir Gece (Cameron Cairnes, Colin Cairnes)
- Vasiyet (Denys Arcand)
- Matt ve Mara (Kazik Radwanski)
- Mükemmel Günler (Wim Wenders)
- Günümüzde (Hong Sang-soo)
- Pepe (Nelson Carlo de Los Santos Arias)
- Cennette Savaş (Carlos Reygadas)

 

 

SİNEMA TARİHİNDEN 5 KLASİK

The Big Sleep / Birleşen Kalpler
(Yönetmen: Howard Hawks / 1946)

Out of the Past / Maziden Gelen
(Yönetmen: Jacques Tourneur / 1947)

The Big Heat / Ölüm Korkusu
(Yönetmen: Fritz Lang / 1953)

Bigger Than Life / Tehlikeli Arzular
(Yönetmen: Nicholas Ray / 1956)

Blast of Silence / Sessizliğin Gürültüsü
(Yönetmen: Allen Baron / 1961)

 


HAFTA SONU AİLE SİNEMASI

ANNE VE BABA İÇİN

Fearless / Korkusuz
(Yönetmen: Peter Weir / 1993)

You’ve Got Mail / Mesajınız Var
(Yönetmen: Nora Ephron / 1998)

Cast Away / Yeni Hayat
(Yönetmen: Robert Zemeckis / 2000)


ÇOCUKLAR İÇİN

Hauru no ugoku shiro / Yürüyen Şato
(Yönetmen: Hayao Miyazaki / 2004)

Monsters, Inc. / Sevimli Canavarlar
(Yönetmen: Pete Docter, David Silverman, Lee Unkrich / 2001)

How to Train Your Dragon / Ejderhanı Nasıl Eğitirsin
(Yönetmen: Dean DeBlois, Chris Sanders / 2010

 


Vizyonda bu hafta (29 Mart 2024)
İkisi yerli yapım olmak üzere toplam dokuz sekiz yeni film merhaba diyor Mart ayının son vizyon haftasına!
Şehir dışında bulunduğumdan dolayı bazı yeni filmler adına düzenlenen basın gösterimlerine katılamadığım için haftanın filmlerine yapım notlarına yer vererek değineceğim. 
Güney Koreli auteur Park Chan-wook imzalı 2003 yapımı kült film ‘Old Boy / İhtiyar Delikanlı’, yirmi yıldan sonra yeniden vizyonda! Cannes’den elde ettiği ‘Jüri Büyük Ödülü’ dahil toplam kırk ödül kazanan ödünsüz aksiyon, on beş yıl önce kaçırılıp esir tutulan Oh Dae-Su’nun serbest bırakıldıktan sonra beş gün içinde kendisini hapseden gizemli kişiyi aramasının öyküsü. Usta aktör Choi Min-sik başrolde döktürüyor. Yeni izleyecek olanlar için 
Gil Kenan’ın yönettiği ‘Ghostbusters: Frozen Empire / Hayalet Avcıları: Ürperti’, orijinal Hayalet Avcıları ekibini de öyküye dahil eden yeni bir devam filmi hüviyetinde! Kadim şeytani bir gücün hapsolduğu yerden kurtulmasıyla yeryüzünü dondurmasını ve Hayalet Avcıları ekibinin bu tehlikeye karşı mücadelesini izliyoruz. Bill Murray, Dan Aykroyd ve Ernie Hudson’a Paul Rudd ve Carrie Coon eşlik ediyorlar. Efsanenin yaratıcılarından Ivan Reitman’ın en az kendi kadar yaman sinemacı oğlu Jason Reitman, senaryo ortağı!
2023 yapımı korku gerilim ‘Winnie-the-Pooh: Blood and Honey’nin devam filmi olan ‘Winnie-the-Pooh: Blood and Honey 2 / Winnie-the-Pooh: Kan ve Bal 2’, Yüz Dönüm Ormanı’nda yaşanan cinayetlerden sonra kaçmayı başaran Christopher’ın etrafında gelişen olayları konu alıyor. Çocukların sevgilisi animasyonu korku filmine dönüştüren yapımcılara devam filmi için hemen hiç beklemeden kolları sıvamışlar. Birçok kişi cinayetlerin Christopher tarafından işlendiğine inanmaktadır. Yaşanan dehşet üzerine terapiye başlayan genç adam geçmişiyle ilgili büyük sırlar olduğunu öğrenir. Bu arada intikam için geri dönme planları yapan Winnie ve Piglet bu kez Tigger ve Owl’u da yanlarında getirirler. Büyük hesaplaşma için ormana dönen kahramanlar Christopher’ı öldürmek için her şeyi yapmaya hazırdır. İlk filmi de yöneten Rhys Frake-Waterfield koltuğunu koruyor. Oyuncu kadrosunu ise Scott Chambers, Tallulah Evans ve Ryan Oliva oluşturuyorlar.
David Willing’in yönettiği Avustralya yapımı korku filmi ‘Surrogate / Sahipsiz’, yalnız yaşayan bir anne olan hemşire Natalie’nin, kızını evine dadanan hayaletten korumak için verdiği mücadeleyi taşıyor perdeye. Başlıca rolleri paylaşan isimlerse, Kestie Morassi, Jane Badler, Taysha Farrugia ve Louise Siversen.
ABD yapımı1954-1973 tarihleri arasında yüzbinleri ekran başına kilitleyen popüler TV dizisi Lassie’nin yeni sinema filmi Almanya’da çıkageliyor. ‘Lassie-Ein neues Abenteuer / Lassie: Yepyeni Bir Macera’, Hanna Olderdissen tarafından yönetilmiş. Gizemli biçimde kaybolan köpekleri aramak, Lassie ve arkadaşlarına düşer… Lassie ile tanışmamış, özellikle küçük yaştaki izleyiciler için keyifli bir sürpriz.
Endonezya yapımı animasyon 2020 yapımı orijinal filmin devamı… ‘Riki Rhino: The Bird Kingdom / Riki Rhino: Kahraman Kanatlar’, Erwin Budiono imzalı. Gergedan Riki ve ördek arkadaşı Beni, topraklarını gerçekleşecek olan bir felaketten koruyacak olan sihirli bir tohumu aramak için macera dolu bir yolculuğa çıkarlar.
Hande Türkel’in yönettiği ‘Güneşi Söndürmem Gerek’, birçok türü potasında eriten bir yapım. Hayatındaki en değerli varlığı, sevgilisi Anıl’ı kaybeden Umut’un, hayatına kaldığı yerden devam etmeye çabalarken hiç beklemediği bir gerçekle karşı karşıya kalıp onunla yüzleşmesine tanık oluyoruz. Serra Arıtürk, Samet Kaan Kuyucu, Gürberk Polat, Burak Can, Ezgi Gör ve Osman Alkaş, oyuncu kadrosunu oluşturan isimler.
Ayhan Al’ın yazıp yönettiği korku öyküsü ‘Cin Günü’, atalarından bugünlere kadar aynı aileye musallat olmuş bir cin kabilesinin; baba, kız ve annesini bilmedikleri ve tecrübe etmedikleri bir girdaba sokmasını konu alıyor. Elif Erman, Seda Emre, Nuray Erkol, Ali Güzelarslan ve Süleyman Düzgünoğlu, filmin oyuncuları.

İçinizde yaşayan sinemadan çıkmış insanın elini sakın ha bırakmayın!

İyi seyirler herkese!

 

 

TARİHTE BU HAFTA
On bir ve beş yıl öncesine, 2013 ve 2019 yıllarına dönüyor, tarihte bu haftayı anımsıyoruz!


Vizyonda bu hafta (29 Mart 2013)

Haftanın yedi yeni filminden üçü, notlarımız arasında bulunmuyor. ‘Selam’ adlı yerli dram, ‘Alacakaranlık’ serisinin ardından yine ergenleri hedef alan romantizm soslu bilimkurgu macera ‘The Host’ ve 2010 tarihli İspanyol yapımı romantik dram ‘Tres Metros Sobre El Cielo / Aşka Yükseliş’… Vizyonun diğer yenileri aşağıdaki satırlarda sizi bekliyor. Bu hafta sonu ile birlikte, baharın müjdecisi 32. İstanbul Film Festivali de start alıyor! Bütün sokak ve caddeler sinemadan çıkmış insanlarla dolsun temennisiyle, herkese iyi seyirler, keyifli festivaller ayrıca!


LANET
Koltuktan sıçratan, saf bir korku denemesi. Tüyleriniz diken diken oluyor ve gerçekten ürküyorsunuz. 2005 tarihli ‘The Exorcism of Emil Rose / Şeytan Çarpması’, derin bir dramla korkuyu buluşturan ilginç bir filmdi. Yönetmen Scott Derrickson’un bu ilk uzun metrajı, ‘ciddi’ bir sinemacıyı işaret ediyordu. Yanılmamıştık. 1951 tarihli aynı adlı orijinal filmin yeniden çevrimi olan 2008 yapımı ‘The Day the Earth Stood Still / Dünyanın Durduğu Gün’, Derrickson’un yeteneğini kanıtlıyordu. Bu kez, bilimkurguyla dramatik unsurları buluşturmuştu başarılı isim. Yeni filmi ‘Sinister / Lanet’ ise, sanırım başarısının doruğa ulaştığı an! Filmin müthiş atmosferi, sizi avucunun içine alıyor adeta. Bir evin içinde dışarı çıkmadan, karanlığın ve filmin fevkalade orijinal müziğinin de etkisiyle tarifsiz geriliyorsunuz! Gerçek suçları araştıran ve onlar üzerine kitaplar yazan bir yazar, on yıl önce yazdığı ve kendisine büyük başarı getiren romanın ardından pek parlak şeyler yazamamanın verdiği sıkıntıyı yaşamakta. Yıllar sonra, bir seri katilin saldığı dehşeti yakından araştırmak ve yeni bir başarı elde etmek için, ailesiyle birlikte yeni bir eve taşınıyor. Tabii, evin karanlık geçmişini ailesiyle paylaşmadan. Evde, geçmişte dehşet dolu bir olay yaşanmış. Evin önceki sahiplerinden dört tanesi, arka bahçedeki ağaca asılmış. Küçük bir kız çocuğu ise kayıp. Taşındıkları evin çatı katında, 8 mm. filmler buluyor yazar. Filmlerde, öldürülen insanların görüntüleri var. 1960’lı yılların başına uzanan bir dizi cinayeti an be an izleyip, araştırırken,  ailesiyle birlikte, kendilerini bekleyen acı gerçeğe doğru hızla ilerlediklerini fark edemiyor kahramanımız. Scott Derrickson’un gerçek bir hünerle kurduğu atmosfer, son yılların perdeye uğrayan en başarılı korku filmlerinden birini müjdeliyor. Yazma süreci, yazarlık tutkusu, şahit olmak, hırsın sınırları, elindekinin değerini bilememek gibi dramatik unsurlar, eski bir Babil korku mitinden güç alarak, yeni bir korku efsanesi yaratmayı başarıyor. Ethan Hawke kariyerinin en iyi performanslarından birini sergilemiş. Karanlık ve karanlığın yüreği başrolde belki de. Chris Norr imzalı görüntü yönetimi ve projeyi içi dolu anlamıyla ‘destekleyen’ Christopher Young imzalı müzik, çok şey katmış filme. Bol katmanlı, entelektüel, özgün ve ürkütücü. Son tahlilde kaçmaz! (4 / 5)


HITCHCOCK
Adının hakkını veremeyen bir film olmuş ‘Hitchcock’. Şüphenin efendisi olan dahi sinemacının, karısı Alma Reville ile ilişkisine odaklanırken, diğer yandan 1960 tarihli ünlü filmi ‘Psycho / Sapık’ın yapım süreci anlatılıyor öyküde. 1959’a gidiyoruz. Alfred Hitchcock, ‘North by Northwest / Gizli Teşkilat’ı henüz bitirmiş, yeni filminin hazırlıklarına başlamıştır. Robert Bloch’un Psycho adı romanından çok etkilenir usta yönetmen. Bu romanı sinemaya uyarlayacaktır. Kariyerinin başyapıtlarından birini hayata geçirirken, bir yandan da her manada ortağı olan Alma ile ilişkisini yola koymaya çalışır. Ama en az çekmeye çalıştığı filmin kahramanı Norman Bates kadar arızalı bir kişiliktir o da! Biyografik dram, Amerikalı kalem Stephen Rebello’nun 1990’da yayımlanan ve ‘Sapık’ın yapım notlarını içeren ‘Alfred Hitchcock and the Making od Psycho’ adlı kitabından uyarlanmış. Adapteyi yapan isim, ‘Black Swan / Siyah Kuğu’nun senaristlerinden biri olan John J. McLaughlin. Yönetmen koltuğunda ise, ilk uzun metraj kurmaca yönetmenlik deneyimini yaşayan iyi bir senarist oturuyor; Sacha Gervasi. Gervasi’yi, ‘The Terminal / Terminal’ ve ‘Henry’s Crime / Suçlu Kim’ adlı nitelikli senaryolarından tanıyoruz. Fakat Gervasi’nin filmi maalesef, son derece netameli, karanlık yönleri olan, hastalıklı dâhinin öyküsünü tam anlamıyla aksettiremiyor perdeye. Biraz ‘güdük’ kalıyor. İçerdiği iddia bambaşka çünkü. Filminizin ismi; ‘Hitchcock’! Bu minvalde, 2012 yapımı bir TV filminden bahsetmemiz gerekiyor. İngiltere-ABD-Güney Afrika ortak yapımı ‘The Girl’den… İngiliz sinemacı Julian Jarrold imzalı dram, Alfred Hitchcock’u, takıntılı olduğu kadınlarla birlikte çıkarıyor karşımıza. Bu kez, 1963 tarihli ‘The Birds / Kuşlar’ ve ustanın 64’de yönettiği ‘Marnie / Hırsız Kız’ filmlerinde başrolü verdiği yeni sarışını Tippi Hedren ile olan ilişkisi duruyor öykünün ortasında. Tabii diğer kadınlarını unutmayalım Hitchcock’un. Aynı ‘Hitchcock’ filminde olduğu gibi, eşi Alma ve asistanı Peggy, ‘The Girl’de de çıkıyorlar karşımıza. Sarışın bir kızı, bir yıldız; aynı zamanda en karanlık tutkusu haline getiren son derece çetrefilli bir ruhun, karanlık bir yana sahip, arızalı sanatçının öyküsü izlediğimiz. Usta sinemacıya ve çevresine yaklaşımıyla, ‘Hitchcock’ filminden çok daha girift, katmanlı ve ustalıklı bir iş olmuş Julian Jarrold imzalı bu TV filmi. Sanatçının öyküsüne yaklaşan iki örneği karşılaştırınca, nitelikli TV filmlerini küçümseme anlayışının da son bulacağını düşündürtüyor elimizdeki doneler. ‘The Girl’de, Hitchcock’a Toby Jones hayat verirken, ‘Hitchcock’ filminde Anthony Hopkins canlandırıyor büyük ustayı. Eşi Alma ise Helen Mirren yorumuyla karşımıza çıkıyor. Scarlett Johansson, Jessica Biel, Toni Collette, Danny Huston, Hitchcock filminin yıldızlarıyken, “The Girl”de, Toby Jones’a, Sienna Miller ve Imelda Staunton eşlik ediyorlar. Fikrime göre, ustanın hakkında bir karara varmak ve iki farklı yaklaşım sonucu bir çıkarım elde etmek için her iki filmi birlikte izleyin derim. Hitchcock, bu hafta sinemalarda. ‘The Girl’ ise, izleyebilecekler için, Digitürk platformunda. ‘Hitchcock’a geri dönelim ve noktayı koyalım. Anthony Hopkins’e uygulanan makyaj ile –ki kanımca aslından son derece uzak bir Hitchcock olmuş- En İyi Makyaj dalında Oscar adayı olduğunu not düşelim filmin. Öyküsünü ve hayata bakışını ele aldığı usta sinemacıyı, gayet yüzeysel ve alelade ele alan, olmamış bir iş son tahlilde. Film, Alma Reville adlı güçlü kadının öyküsü sanki. (2,5 / 5)


MUTLULUK
Aşk, var! diyor Doris Dörrie yeni filmi ‘Glück / Mutluluk’ta. İyice olgun bir yönetmen artık Dörrie. Ama yıllar içinde meselelerini törpülemişe benziyor. Gücü ve etkisi sınırlı filmin! Ayakları biraz havada, iyi niyetli bir aşk güzellemesi. Aşka dair sıcak bir masal. Gerçekçi ama sarsmıyor. Bir mülteci ve evsiz bir punk arasındaki gerçek aşk. Ülkesindeki savaş ve acıdan, travmalarla, Batı Avrupa medeniyeti denen aldatmacanın tam ortasına düşen genç kadın ve sokaklarda yaşayan evsiz bir punk oğlan. Birbirlerine aşık oluyorlar. Dostluk, birliktelik, güven, en çok da fedakârlık. Sevdiğin insan için neleri göze alabilirsin? Aşkın özveri olduğu gerçeğinden hareketle, farklı bir suç öyküsü de işlenmiş filmde. Alman yönetmen, tertemiz çekmiş; dünyayı ve insanı saran acıları da eklemiş içine ama doz ayarında sorun yaşamış sanki. Bıçak sırtı oluşlar, acı, gerçek ve keskin dram, kendini finale doğru, romantik komedinin uzlaşılabilir konformizmine bırakıyor! Yine de seyri rahat ve insanın üzerinde bıraktığı his ‘hafiflik’. Bir de aşıksanız eğer, iyi gelir bünyeye. (2,5 / 5)


G.I. JOE: MİSİLLEME
Oyuncaktan film olursa böyle olur… Dev oyuncak firması Hasbro’nun özellikle erkek çocuklar arasında bir salgına dönüşen ‘Transformers’tan tam 20 yıl önce, 1964 yılında piyasaya sürdüğü oyuncak; G.I Joe adını taşıyordu. Piyasaya ilk sürüldüğünde yaklaşık 30 cm. boyu olan, 1982’de 10cm.’lik ebatlara indirilen ve açılımı; Global Integrated Joint Operating Entity (Küresel Bütünleşmiş Çalışma Birimi) olan bu askerler Transformers ile aynı yıl, yani 1984’te TV’de çizgi dizi olarak yerlerini aldılar. 2. Dünya Savaşı’nda Amerikan deniz piyadeleri için kullanılan G.I. Joe terimi, takıma yeni arkadaşların katılımıyla çizgi romanlara da taşındı. Beyazperde için uzun süre bekleyen proje, 2009’da “Mumya” serisinden tanıdığımız Stephen Sommers’a emanet edildi ve Hollywood’un formülünü gayet iyi bildiği aksiyon-bilimkurgu kırması bir macera filmi olarak perdeye yansıdı. Channing Tatum, Marlon Wayans, Saïd Taghmaoui, Christopher Eccleston, güzel aktrisler Sienna Miller ve Rachel Nichols ile Dennis Quaid’in önemli rolleri üstlendiği yapımda usta karakter oyuncusu Jonathan Pryce’da rol alıyordu. Eğlenceli olmasına eğlenceliydi iş ama aşırı militarist yapısıyla, Amerikan ordusunu parlatan ve silah sanayiini yücelten yapım, silahlarla ve savunma teknolojisiyle fazla haşır neşirdi. Bu ilişki, filmin bir seriye dönüştüğünü müjdeleyen 2013 yapımı ikinci bölümle, ‘G. I. Joe: Retaliation / G. I. Joe: Misilleme’ ile kaldığı yerden devam ediyor. Bu kez kadroda yeni bir başrol oyuncusu var: Dwayne Johnson. Bruce Willis ise, ekibi yaratan eski General rolünde ağır abilik yapıyor. Filmin yönetmeni ise ‘Step Up / Sokak Dansı’ serisi ile tanınan Jon M. Chu. 3D izleyeceğimiz film, izleniyor izlenmesine de; yukarıda bahsettiğimiz silah mevzusu yüzünden özellikle küüçük izleyiciler için son derece sakıncalı. 1960’larda Amerikan hükümetinin katkısıyla oyuncak piyasasına sürülmüş G.I. Joe’lar, aynı Action Man’ler gibi özellikle çocuklar için yan etkisi ve hasarı olan kötü bir alışkanlığa yol açabilirler kolaylıkla. Yapım tasarımı ve efektler, aksiyon sahnelerine artı katıyor. İlk filmde, Paris’in simgesi Eiffel Kulesi’nin yıkılmasının insanın içini acıtan ufak bir detay olduğunu belirtmiştik. Bu kez, koskıca Londra’yı harcamış yapımcılar. Bütün herkes ‘devam’ ederken, Londra, nükleer saldırı sonrası, haritadan siliniyor. Son tahlilde, silahla oynamak yerine kitap okuyun diyen filmler tercihimiz tabii. (1,5 / 5)

 


Vizyonda bu hafta (29 Mart 2019)
İkisi yerli, toplam on yeni yapım merhaba diyor bu hafta. İçinizde yaşayan sinemadan çıkmış insanın elini sakın ha bırakmayın! Herkese iyi seyirler.

LORO
-Berlusconi ve onlar!-

İtalyan ‘auteur’ Paolo Sorrentino, sekizinci uzun metraj kurmacasında,  skandallarıyla anılan İtalya eski başbakanı Silvio Berlusconi’nin hayatına ve İtalya’nın toplumsal-etik-ekonomik ruh haritasına bakıyor! 
Silvio Berlusconi’nin kim olduğunu yeniden hatırlayalım… İtalya eski başbakanı, ülkesinde toplamda en uzun süre başbakanlık koltuğunda kalmayı başaran isim oldu. Berlusconi, 29 Eylül 1936 tarihinde İtalya‘nın Milano şehrinde doğdu. Orta sınıf bir ailenin çocuğuydu. Milano Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1961 yılında mezun oldu. Sonra inşaat sektöründe işe başladı, 1973 yılında kablolu televizyon kanalında medya işine girdi. Beş yıl sonra ilk medya grubu, ‘Fininvest’i kurdu. Ülke çapında yerel televizyon istasyonlarını faaliyete geçirdi. 1994 İtalya genel seçimleri öncesinde 1993 yılında kurulan ‘Forza İtalya’ politik hareketinin başkanıydı. 1994 yılında 7 ay gibi kısa bir süre için başbakanlık yaptı ve 2001 yılında tekrar başbakan oldu. 20 Nisan 2005’te çekileceğini açıkladı fakat 23 Nisan’da yeni bir kabine ile göreve devam etti. Mayıs 2006’da seçimi kaybedince başbakanlığı sona erdi. 14 Nisan 2008 tarihinde yapılan seçimle tekrar başbakan oldu. Kasım 2011’de Temsilciler Meclisi’ndeki bir oylamada çoğunluğunu kaybedinceye kadar başbakanlık koltuğunda kaldı.
Skandallarla dolu bir yaşam sürdü. Yargılandı, mahkum edildi. Silvio Berlusconi, İtalyan medya imparatorluğunun kurucusu ve sahibidir. Forbes Dergisine göre dolar olduğu tahmin edilen servetiyle dünyanın en zengin insanları arasındadır. TV, gazete, yayın, sinema, bankacılık, sigortacılık ve sportif yönünde önemli varlıkları bulunan Silvio Berlusconi, bir dönem ünlü İtalyan futbol kulübü AC Milan’ın da sahibiydi.
Usta sinemacı Sorrentino, bildik biçim ve diliyle, görkemli şekilde yansıtmış perdeye ülkesinin siyasi, sosyal ve ekonomik tarihinin bu en ilginç karakterini! Öfke dolu bir film ‘Loro’ her şeyden önce! Sadece Berlusconi özelinde değil, İtalya’nın bir dönem, ahlaki bakımdan çürümüş toplumsal yapısına ve fırsatçı karakterlere sert bir bakış atıyor ‘rengarenk’ dram! Loro, İtalyanca, ‘onların’ demek. Uluslararası bankacılıkta kullanılan İtalyanca kökenli bir kelime olup ‘onların hesapları’ anlamı da taşımakta! Aslında İtalyan halkının Berlusconi dönemindeki ruh haritasını çıkarmış Sorrentino. Siyasetçinin özel hayatı, dünyaya bakışı, kirli çamaşırları, zaafları, öte yandan İtalyan siyasetini olabildiğince hicveden tatlı-sert bir yaklaşım. Siyasi kariyerinin yanı sıra İtalya’nın en zengin ve nüfuslu insanlarından biri olan Berlusconi’nin çok konuşulmuş skandalların perde arkası!
Sorrentino’nun başucu oyuncusu, dev aktör Toni Servillo, alışık olduğumuz üzere yine döktürüyor. Elena Sofia Ricci, Riccardo Scamarcio, Polonyalı Kasia Smutniak, Giovanni Esposito, filmin öne çıkan diğer isimleri. Dönemin ünlü politik ve medyatik kişi ve ikonları da adeta resmigeçit yapıyorlar öyküde. Filmin başlarında bir İtalyan erotik komedisi izliyormuşuz gibi geliyor perdedeki görüntüler birbiri ardına akarken. Ardından Sorrentino’nun sosyal ve psikolojik harita taraması başlıyor ve o bildiğimiz görkem… Tanık olunması gereken bir Sorrentino şenliği daha! (4 / 5)

 

KURSK
-Çaresizlik, umut ve öfke!-

2000 yılında, düzenlenen bir deniz tatbikatı sırasında Arktik Okyanusu’nun Norveç ve Rusya arasındaki bir bölümü olan Barents denizinde, Rus donanmasına bağlı nükleer denizaltı Kursk’unbatışı, korkunç kaza anında sağ kalan denizcilerin denizaltıda hızla tükenen oksijene karşın çaresizce kurtarılma bekleyişleri ve onları karada umutla bekleyen ailelerinin hikayesi, perdede yeni bir facia dramı yaratmış. Tamamen gerçeklerden uyarlanmış tarihi trajedi, Dogma 95 akımının kurucularından Danimarkalı usta sinemacı Thomas Vinterberg imzası taşıyor. Robert Moore’un ‘A Time to Die’ adlı kitabından uyarlanan dramda, Belçikalı yıldız Matthias Schoenaerts başrolü üstleniyor. August Diehl, Léa Seydoux, Colin Firth ve dev aktör Max von Sydow, oyuncu kadrosunun diğer önemli isimlerini oluşturuyorlar.
Kursk’un sonradan ortaya çıkan ve filmde de aynı şekilde öykülenen gerçekle, taşıdığı arızalı torpidolardan birinin patlaması sonucu battığı açıklandı. İki güçlü patlama esnasında, 118 kişilik mürettebatın çoğu hayatını kaybetti. Kurtulan 23 kişi ise, batmaz denilen nükleer denizaltının arkasındaki küçük bölüme kaçarak yardım beklemeye başladılar fakat bu askerler de bir haftalık bekleyişin ardından havasızlıktan veda ettiler hayata. İşte bu trajedi, Vinterberg’in etkili sinemasıyla perdeye yansımış. Kurtarma çalışmalarının, eski ve yetersiz ekipman sonucunda başarısız oluşu, Rus askeri ve siyasi otoritesinin, gizli bilgilere ulaşılmasın maksadı ve prestij kaybı korkusuyla, batıdan gelen kurtarma ve yardım tekliflerine olumlu cevap vermeyişi, talihsiz mürettebatın, karada çaresizlikle bekleyen aileleri ve göz göre göre feda edilen hayatlar…
Danny Boyle filmi ‘Slumdog Millionaire / Milyoner’ ile ‘en iyi görüntü yönetimi’ Oscar’ı kazanan İngiliz Anthony Dod Mantle’ın yetin kamerası ve usta besteci ve müzisyen Alexander Desplat’ın orijinal müzik çalışması, Vinterberg’in titiz anlatımı ve başarıyla yarattığı atmosfere artı değer katıyor. Süper güç kavramının onur ve statü endişesi yüzünden, kendi çocuklarını yitirme süreci, acılı ailelerin öfke dolu haklı isyanı ve birbirlerine sarılıp; son nefeslerine dek kahramanca ölümü bekleyen denizcilerin elem dolu öyküsü, iyi çekilmiş bir facia filmine fon oluşturmuş. Filmin hemen başında yer alan düğün sahnesi ve arkadaşlığın sözlük anlamı durumu çok iyi çekilmiş. Sınırları belli öykü, sonradan belirli bir yavanlık çekse de, akla Michael Cimino’nun 1978 tarihli başyapıtı ‘The Deer Hunter / Avcı’nın düğün sahnesini düşüren düğün yemeği sekansı gerçekten antolojik olmuş. Feci kazanın gerçekten yaşanmış olması ise ayrı bir ilgi yaratıyor izleyicide. Öte yandan son tahlilde ‘denizaltı filmleri’ olarak akla gelebilecek düzlemde, sıkı bir örnek Vinterberg imzalı yapım. (3,5 / 5) 


AŞKTAN KAÇILMAZ
-Hayranlık, takıntı ve aşk-

Nick Hornby’nin romanından uyarlanan romantik komedi, bir takıntının tetiklediği sürpriz bir aşk hikayesini yansıtıyor perdeye. Televizyon için yaptığı film ve dizilerle tanınan Jesse Peretz’in yönettiği duygusal yapımda başlıca rolleri, Ethan Hawke, Rose Byrne ve Chris O’Dowd üstleniyorlar. Duncan ve Annie, uzun yıllardır birlikte yaşayan çocuksuz bir çifttirler. Duncan’ın takıntı haline getirdiği en büyük düşkünlüğü ise müzik dünyasından bir zamandır çekilmiş, uzun süredir münzevi hayatı süren, bir dönemin önemli müzik figürü Tucker Crowe’dur. Kurduğu site ve forumlarla internet üzerinden bir takip ağı oluşturmuş Duncan’la, Annie’nin aralarındaki ilişki, eskisi gibi değildir. Günün birinde Annie’de, sanal ortamdan Tucker Crowe ile yazışmaya başlar ve hiç tanımadığı ama nerdeyse gündelik hayatının her anını paylaştığı bu ‘yabancıyla’ ilginç bir yakınlığın oluştuğunu görür.
İngiltere’de geçen ve son jeneriklerde ‘kendinizi iyi hissettiğiniz’ İngiltere-ABD ortak yapımı, müzikle beslenen romantik öyküsünü, takıntılarımız, ihtiyaçlar, kader, nostalji duygusu, egoizm, aşk, aile ve ilişki kavramları üzerinden sürüklüyor. Şeker şurup, sevimli, sıcak bir film; cin fikirli yaratıcı Judd Apatow’un yapımcıları arasında yer aldığı romantik komedi. Marian Faithfull, The Pretenders, ve bizzat Ethan Hawke’nin seslendirdiği şarkılardan oluşan soundtrack çok hoş! (3 / 5) 


KATİL AVCISI
-Suda ve karada kahramanlık-

Rusya başkanı, bir askeri darbe sonrası kaçırılıp, dünya bir savaşın eşiğine geldiğinde, su altonda bir Amerikan denizaltısı ve karada özel bir Amerikan piyade timi, Rusya başkanını kurtarmak için zorlu bir mücadele verirler. Denizaltıda esir konumunda olan Rus komutan da, bu zorlu süreçte Amerikalı meslektaşının en büyük yardımcısı olacaktır. 
Donovan Marsh imzalı aksiyon, su altında ve karada eş zamanlı düzenlenen kurtarma operasyonunu öykülüyor. Amerikan kahramanlık miti, barışçıl mesajlarla süslenmiş. İşini iyi yapan düzgün askerler olduğu gibi, güç zehirlenmesine uğramış kötücül olanları da vardır diyen yapım, iyi çekilmiş bazı anları yüzü suyu hürmetine izletiyor kendini.
Başrolü üstlenen Gerard Butler’a, 2017’de hayatını kaybetmiş usta İsveçli aktör Michael Nyqvist eşlik ediyor. Filmin de en iyisi olan Nyqvist’e adanmış yapımda, bir diğer usta oyuncu Gary Oldman, Common, Carter MacIntyre, Toby Stephens, Zane Holtz ve başarılı Rus aktör Michael Gor da rol alıyorlar. Özel dijital efektlerle, eski usul aksiyonun buluştuğu macera, uçucu fakat sürükleyici bir seyirlik (2,5 / 5)

Çin yapımı komedi aksiyon ‘Fat Buddies / Şişman Harekât Timi’, başlıca rollerini Mel Gibson ve Sean Penn’in üstlendikleri gizem yüklü biyografik dram ‘The Professor and the Madman / Deli ve Dahi’, özellikle küçük izleyicilere seslenen iki animasyon; James Snider imzalı animasyon ‘Jumbo’ ve Alman yapımı ‘Der kleine Drache Kokosnuss - Auf in den Dschungel! / Sevimli Ejderha Kokonat: Ormanda Şenlik’ ile birlikte iki yerli yapım; Kadir Genç’in yazıp yönettiği korku-gerilim ‘Şeytan Oyunu’ ile senaryosunu Sertaç Baycan’ın yazdığı, Mehrdad Ghaffarzadeh’in yönettiği romantik dram ‘Bana Bir Aşk Şarkısı Söyle’, haftanın notlarımız arasında yer alamayan diğer yenileri. Herkese tekrar iyi seyirler!
MURAT ERŞAHİN



Diğer Yazılar