Murat Erşahin Sinemadan Çıkmış İnsan

15/16 TEMMUZ 2021

14 Temmuz 2021 Çarşamba 21:48
Murat Erşahin Sinemadan Çıkmış İnsan

Koronavirüs (COVID-19), dünya genelinde hızla can almaya devam ediyor! Virüsten, kendimizi ve sevdiklerimizi mümkün olduğunca izole ederek korunmaya çalışıyoruz. Aşı olarak, sosyal mesafelerimizi koruyarak, hijyen kurallarına sıkı sıkıya uyarak ve maskelerimizi evlerimizin dışında asla çıkartmamaya çalışarak. Umuyoruz bu zorlu günler sona erecek yakında. 
Bazı salonlar yeni tedbirler uygulayarak kontrollü biçimde 2020 Temmuz ayından itibaren kapılarını açmışlardı. Kademeli ve kısmi olarak yeniden başlayan vizyona, 17 Kasım 2020 günü alınan bir dizi karar sonucu yeniden ara verildi. Covid-19 tedbirleri gereği sinema salonlarının önce yılsonuna, ardından belirsiz bir tarihe dek kapalı olacağı açıklandı. Ve tarih 2 Temmuz 2021’i gösterdiğinde salonlar yine izleyicileri ağırlamaya başlıyor; perdeler, umuyoruz bir daha kapanmamak üzere açılıyordu!  
Siz değerli okuyucularla, henüz vizyon filmsiz kaldığı ilk günlerden bu yana, 2020 Mart ayından bu güne, artık hayatta olmayan canım ‘Sinema’ dergisindeki ‘Sinemadan Çıkmış İnsan’ adlı köşemde, geçmiş sayılarda yayınlanmış eski yazılarımı paylaşıyordum. Bir yıldan fazla zaman geçti. 5 Mart 2021’den itibarense, sinema salonları perdelerini açana dek, her yeni hafta, o tarihe ait eski ‘sinemadan çıkmış insan / vizyonda bu hafta köşeleri’ sizlerle buluşacağını söylemiştik ve buluşturduk da! ‘Tarihte bu haftaya’ baktık! 
Her hafta naçizane iyi filmler ve diziler önerdik sizlere! ‘Önce Tavsiyeler’ adlı bu yeni bölüm, sizlere her hafta sinema tarihinden 5 klasik film ve popüler olsun olmasın; ‘Sinemadan Çıkmış İnsan’ın beğendiği ‘güncelleri’ önerdi! Klasik film önerilerine devam edeceğiz!

ÖNCE TAVSİYELER…

SİNEMA TARİHİNDEN 5 KLASİK

Tirez sur le pianiste / Piyanisti Vurun
(Yönetmen: François Truffaut / 1960)

Masculin féminin / Erkek Dişi
(Yönetmen: Jean-Luc Godard / 1966)

Paris nous appartient / Paris Bize Aittir
(Yönetmen: Jacques Rivette / 1961)

Providence / Tedbir
(Yönetmen: Alain Resnais / 1977)

 L’amour, l’après-midi / Öğleden Sonra Aşk
(Yönetmen: Eric Rohmer / 1972)

 

VİZYONDA BU HAFTA (15/16 Temmuz 2021)

Biri 15 Temmuz Perşembe günü olmak üzere, toplam sekiz yeni film içeriyor bu hafta vizyon! 15 Temmuz 2016’da yaşanan darbe girişimi sırasında halkın farklı kesimlerinden insanların yaşadıklarını öyküleyen ‘15/07 Şafak Vakti’, 15 Temmuz Perşembe günü buluşuyor izleyiciyle! Volkan Kocatürk’ün yönettiği yapımda başlıca rolleri Erkan Petekkaya, Serkan Keskin ve Baran Bölükbaşı üstleniyorlar. 
16 Temmuz Cuma vizyonunda yer alan ‘A Quiet Place Part II / Sessiz Bir Yer 2’, haftanın notlarımız arasında yer alan filmi! Bu hafta perdeye yansıyacak diğer yeni yapımlar ise; Ünlü basketbol yıldızı LeBron James’in Michael Jordan’ın mirasını devam ettirdiği ‘Space Jam: A New Legacy / Space Jam: Yeni Efsane’, Annesinin memleketi olan küçük sınır kasabası Miradero’ya gelen cesur akrobat binicisi Lucky’nin, kendisi gibi özgür ruhlu olan yabani at Spirit ile tanışmasından sonra yaşadıklarını öyküleyen DreamWorks yapımı animasyon ‘Spirit Untamed / Spirit Özgür Ruh’, Suzanne Lindon’un yazıp yönettiği, aynı zamanda başrolü üstlendiği Fransa yapımı romantik komedi ‘Seize Printemps, Spring Blossom / Paris’te Bahar’, ilk olarak 1996’da vizyona girmiş Mathieu Kassovitz’in 1995 tarihli kült filmi ‘La Haine / Protesto’ ile birlikte iki yerli komedi; yönetmenliğini Özgür Selvi’nin üstlendiği ‘Çılgın Ortak’ ve yönetmen koltuğunda Gökhan Arı’nın oturduğu ‘Vay Babam Vay’… Herkese iyi seyirler. İçinizde yaşayan sinemadan çıkmış insanın elini sakın ha bırakmayın!


 SESSİZ BİR YER 2

-Ses yapma!-

Aktör kimliğiyle tanıdığımız John Krasinski’nin yönetmen koltuğunda oturduğu 2018 tarihli üçüncü uzun metraj filmi A Quiet Place, bilimkurgu öğeleri içeren bir korku-gerilim örneğiydi! Krasinski aynı zamanda başrolleri, eşi; yetenekli İngiliz aktris Emily Blunt ile paylaşıyordu. Sese gelen gizemli yaratıklara karşı hayatta kalmaya çalışan bir aile ve sessiz, izole yaşamlarını bir şekilde sürdürme çabalarını izliyorduk!
Danimarkalı görüntü yönetmeni Charlotte Bruus Christensen ve orijinal film müziğine imza atan bol ödüllü, iki kez Oscar’a aday gösterilmiş Marco Beltrami, filmin hemen her şeyi olmuşlardı. Ses kurgusundan ses miksajına, teknik işçiliği de iyiydi filmin. Sıradan, sıkıntılı olan nokta ise, daha önce yüzlerce kez benzerini izlediğimiz duygusuyla tuhaf bir yabancılaşma yaşamamızdı perdedeki öyküyle! M. Night Shyamalan’ın 2002 tarihli filmi ‘Signs / İşaretler’ henüz zihinden çıkmamışken, orijinal adıyla ‘A Quiet Place’ tuhaf ve pek orijinal olmayan yavan bir tekrar gibi duruyordu sanki! 
Öyküdeki boşluklar, mantık hataları, sese bu kadar duyarlı yaratıkları durduran ve komik bir zayıflık farkındalığıyla öğrenilen başa çıkma yöntemi! Bir de, Tanrı kutsal aileyi korusun söylemi. Muhafazakarlıkla yoğrulmuş öykü, ‘yuva’yı tehdit eden tekinsiz yabancılara karşı çekirdek aileyi sonuna dek koruma ekseninden başka hiç bir yere kaymıyordu. Uyanık yapımcı Michael Bay’in işin içinde olması, para kokusu ve gişe başarısıyla doğru orantılıydı öte yandan. Gencecik oyuncular Noah Jupe ve Millicent Simmonds başarılı performanslarıyla; gerçek hayatta da birlikte olan Krasinski-Blunt çiftini gölgede bırakıyorlardı. Son tahlilde pek bir özelliği olmayan, ‘hişt yabancı sessiz ol, aile var’ filmi duruyordu perdede! ‘Aile salonumuz mevcuttur’ ibaresi, filmin resmi tanıtım cümlesine iyi giderdi doğrusu! 
Gişe başarısı, devam filmini yansıttı perdeye doğal olarak! ‘A Quiet Place: Part II / Sessiz Bir Yer 2’, yine Krasinski imzalı! Yaşadıkları yerde sese duyarlı yaratıklara karşı verdikleri mücadeleden sağ çıkmayı başaran anne Evelyn ve çocukları Marcus, Regan ve yeni doğmuş bebek, sesle avlanan yaratıkların olmadığı dış dünyada hayatta kalmak için mücadeleye devam ediyorlar. Bu kez maalesef babasızlar! Yanlarında ise yeni bir baba figürü var! Cillian Murphy’nin canlandırdığı ‘Emmett’ karakteri, kaybettiği ailesinin acısını yatıştırmak adına Abbott’lara göz kulak oluyor yeni macerada. Ayrıca, devam filminde öykünün başına gidiyor, merakımızı bastırıp; sese duyarlı canavar yaratıkların çıkış öyküsünü izliyor ve yaşadığımız dünyada tek tehlikenin dünya dışı yaratıklar olmadığını yeniden anımsıyoruz! Biraz daha aksiyon, bir miktar gerilim ve ısıtılıp önümüze gelmiş yeni bir bildik tat! (2,5)


TARİHTE BU HAFTA

On bir yıl önceye gidiyor, tarihte bu haftaya bakıyoruz!

Vizyonda bu hafta (16 Temmuz 2010)

Vizyonun yaz bereketi, Nicolas Cage’li fantastik avantür ‘Sihirbazın Çırağı’ ile sürüyor. Başrolünde Jennifer Lopez’i izleyeceğimiz romantik komedi ‘B Planı’ haftanın diğer popüler yapımı. İstanbul dışında olduğumdan basın gösterimlerine katılamadığım bu iki filmin eğlenceli anlar vaat ettiğine inanıyorum. Üç filmlik haftanın ‘sanat sineması’ örneği ‘Sıradan İnsanlar’ ise notlarımız arasında. Herkese iyi seyirler ve şunu unutmayın; bunaltıcı yaz sıcağından bedeninizi ve zihninizi koruyan ender yerlerden biridir serin ve sihirli sinema salonları…

SIRADAN İNSANLAR
Doğu Avrupa sinemasının en önemli festivallerinden Cottbus’ta ‘En İyi Film’ ve ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödüllerini kazanmıştı Vladimir Perisic’in ilk uzun metrajı. Ben de oradaydım. Eski Doğu Almanya’nın kültür başkentinde bulunmak keyifliydi. FIPRESCI olarak bilinen uluslararası film eleştirmenleri birliği jürisinde görevliydim ve film, ben dahil bütün jüriyi etkilemişti. Uzun tartışmalar sonrası, gerçekten çok iyi filmlerin yer aldığı yarışmada Hırvatistan yapımı ‘Crinci / Tha Blacks’ adlı filmi ödüllendirmiştik. Ana jüri ise tercihini ‘Sıradan İnsanlar’dan yana kullanmıştı... Sırbistan yapımı, çok acı bir dram özünde. Savaşın insanlıktan çıkarıcı yanını, genç insanların birer canavara, katile dönüşmesini, günlük bir uğraşa dönüşen cinayetleri, inanılmaz etkileyici ve doğal anlatıyor. Acımasız, kesin savaş koşulları altında, devlet, otorite tarafından planlanıp organize edilen suçlar. Bir barbara dönüşen, insanlıktan çıkan sıradan bireyler. Sözü, minimale indirip, ortadaki kanayan gerçeği olanca çıplaklığı ve sarsıcı yanıyla perdeye yansıtan yapımın ana karakteri ‘Dzoni’yi canlandıran Relja Popovic’in sahici, müthiş oyunu sonra. Savaş filmi alt türüne kafa tutan cesur bir deneme. Yönetmen Perisic ve başrol oyuncusunu takibe almak gerek.

MURAT ERŞAHİN



Diğer Yazılar