Murat Erşahin Sinemadan Çıkmış İnsan

25 EKİM 2013

24 Ekim 2013 Perşembe 23:42
Murat Erşahin Sinemadan Çıkmış İnsan

Yeni haftanın beraberinde getirdiği film sayısı yedi. Üç film izleyebildik bu hafta. ‘Şevkat Yerimdar’, ‘Aşk Ağlatır’ ve ‘Üç Yol’ adlı yerli filmler dışında, ‘What Maisie Knew / Arada Kalan’ adlı dram, haftanın; notlarımız arasında yer alamayan diğer yenileri. İçinizde yaşayan sinemadan çıkmış insanın elini sakın bırakmayın. Herkese iyi seyirler.

BENİM DÜNYAM
İki yaşında geçirdiği bir rahatsızlık nedeniyle hem kör hem de sağır ve dilsiz olan Ela, hiçbir kavramı bilmemektedir. Küçük kız, sekiz yaşına geldiğinde çevresine tamamen uyumsuz bir hal almıştır. Ya akıl hastanesine yatacak ya da, bu tip engellere karşın, özel bir dil geliştirmiş Mahir öğretmenden yardım istenecektir. Aynı hastalık yüzünden, ablasının yitip gitmesini engelleyememiş, deli dolu ve idealist öğretmen eve ayak bastığı andan itibaren her şey değişir. Arthur Penn ustanın yönettiği 1962 tarihli ve 2 Oscar ödüllü ‘The Miracle Worker / Karanlığın İçinden’, Amerikalı yazar ve aktivist Helen Keller’ın gerçek öyküsüydü. Kör, sağır ve dilsiz olan Keller, azimli öğretmeni Anne Sullivan sayesinde, çevresiyle iletişim kurmayı, okuma yazmayı öğrenmiş ve imkansızı başararak, üniversiteden mezun olmuştu. Başrolünü Anne Bancroft’un üstlendiği etkileyici dram, öğretmen karakterinin cinsiyeti değişerek, 2005’te Hindistan sinemasında yeniden çevrim olarak vücut buldu. Sanjay Leela Bhansali’nin yazıp yönettiği ‘Black’ adlı gözyaşlı melodram, şimdi Uğur Yücel’in yönettiği ve başrolü Beren Saat ile paylaştığı ‘Benim Dünyam’ adıyla; iki kat melodrama bulanmış biçimde perdede. Melodram, çok ciddi bir türdür sinemada. İyi yapılanları ayırmak gerek. İzlemeye doyamazsınız. Douglas Sirk, Zeffirelli ve daha nice ustanın imzaladığı enfes melodramlar, kaliteli Yeşilçam örnekleri. Kötü bir melodram ise müthiş bir işkence aracıdır. Maalesef, Penn ustanın filminin suyunun suyu adaptasyon, son derece yetersiz bir melodram olmuş. Ayça Bingöl, Hazar Ergüçlü ve Turgay Kantürk, filmin öne çıkan diğer oyuncuları. 1950’lerde başlayıp kırk yıl boyunca devam eden öykü, dönem filmi doneleri içerse de, yapım tasarımı, dolayısıyla sanat yönetimine yeterli ağırlığı vermeyerek, kendini neredeyse dört duvara kapayıp, dönem filmi iddiasından uzaklaşmış ve belki de bütçede ciddi anlamda ekonomik bir yol izlemiş. Karşımızda zaman zaman sömürüye kaçan, bol kağıt mendil tüketimi hedefleyen, gözyaşlı, sulandırılmış, ağdalı, zayıf bir melodram örneği duruyor. Salonlara çok izleyici çekebilir film fakat bu, ağlatmak niyetiyle hazırlanıp, sadece güldüren bazı diyalog ve sahneleri göz ardı etmemize engel değil. Olmamış, sadece ticari bir çalışma. (1 / 5)

KAPTAN PHILLIPS
Dünya yaşanacak yer değil, adalet denen şeyden söz edemeyiz ama ABD görev başında diyor Paul Greengrass’ın yönettiği gerilimli aksiyon-dram. Yine yaşanmış müthiş bir trajediden, 11 Eylül faciasında, Pennsylvania civarına düşen uçaklardan birinin öyküsünden, perdeye uyarladığı ‘United 93 / Uçuş 93’ ile ‘En İyi Yönetmen’ dalında Oscar adayı olan ve el attığı her türün altından başarıyla kalkan İngiliz yönetmen Greengrass, yine ciddiyetle dokunmuş ele aldığı işe. Kaptan Richard Phillips komutasındaki Amerikan bandıralı yük gemisi Maersk Alabama, Somalili korsanlar tarafından baskına uğrar. Kaptanı rehin alan korsanlar, büyük miktarda fidye peşindedirler. Açık denizin ortasındaki kurtarma filikasında süren macera, gerilimli anlara sahne olacaktır. 8 Nisan 2009’da yaşanan gerçek olaydan, Kaptan Phillips’in yaşadıklarını kaleme aldığı ve 2010’da yayımlanan ‘A Captain’s Duty: Somali Pirates, Navy Seals and Dangerous Days at the Sea’ adlı kitaptan perdeye yansıyan uyarlama, ‘Colour of the Night / Gecenin Rengi’ ve ‘The Hunger Games / Açlık Oyunları’nın senaristi Bill Ray imzalı. Amerikan bandıralı bir gemiye yönelik ilk korsan saldırısı olarak tarihe geçen olay, Paul Greengrass’ın ustalıklı yönetimiyle sinemalaşmış. Gerçekten çok titiz çekilmiş, gerilimi iyi ayarlayan, başarılı atmosferiyle çalışılmış bir film perdede duran ama Somalili korsanların rehin aldığı Amerikalı kaptan için düzenlenen kurtarma operasyonu iki saati aşan süresiyle ‘eee’ dedirtiyor. Nedir yani izlediğimiz, ABD ile oyun oynanmaz mı diyor film, dünyanın adaletsiz bir yer olduğunu sözde tarafsızmış gibi söylerken… ABD’ye bulaşmayacaksın, neredeysen gelip seni bulur ve meseleyi, gayet teknik ve prosedürlerine uygun bir şekilde, tereyağından kıl çeker gibi sonuçlandırır. Her tatbikat, gerçek bir saldırı gibi yaşanır Amerikan mantığında öte taraftan! Somalili korsanları canlandıran genç oyuncuların performansı, başrolü üstlenen usta aktör Tom Hanks’den hiç aşağı kalmıyor. İlk kez kamera karşısına geçen Barkhad Abdi’nin sahici ve içten oyunu özellikle. Son tahlilde, Paul Greengrass, çok ustalıklı bir ‘canlandırma’ çekmiş hissiyatı kalıyor, 134 dakikalık izlenceden sonra bünyede! (2,5 / 5)

BAŞKA SÖZE GEREK YOK
Masöz olarak çalışan, boşanmış, çocuklu bir kadın olan ve orta yaşlarını hızla tüketen Eva, yakında üniversiteye gidecek kızıyla birlikte yaşamaktadır. Bir gün, arkadaşlarıyla katıldığı bir partide, şair Marianne ile tanışır ve yakın arkadaş olur. Aynı partide tanıştığı ve bir süre sonra hoşlanmaya başladığı Albert ise, Marianne’nin eski kocasıdır. Eva, öğrendiği bu talihsiz gerçek sonrası, hayatına yeni taşıdığı bu iki insanın arasında kalacaktır. Yakın zamanda hayata veda eden usta aktör James Gandolfini’nin, tamamladığı son film olan bağımsız yapım, ayakları yere basan, gerçekçi ve incelikli bir romantik komedi. Elem dolu ve yalnızlık kokan kaçamak bakışlarıyla alıştığımızın dışında bir rolde karşımıza çıkan, hüzünle izlediğimiz Gandolfi’nin rol arkadaşı ise gerçek çıkışını popüler TV dizisi ‘Seinfeld’ ile yapan başarılı aktris Julia Louis-Dreyfus. İki oyuncunun kimyası uyuşmuş. Şahane aktris Toni Collette, fazla söze gerek bırakmayan Catherine Keener ve yan rollerin adamı Ben Falcone, filmin öne çıkan diğer isimleri. Zeki metni, başarılı yönetimi ve lezzetli oyunculuklarla karakter sahibi bir film orijinal adıyla ‘Enough Said’. Geçtiğimiz filmekimi’nde izleyiciyle buluşan yapımın galası, Toronto Film Festivali’nde gerçekleşmişti. Hayatımızdaki insanlar. Dostlarımız, iş arkadaşlarımız, ailemiz, eşimiz, sevgilimiz, çocuklarımız ve ufak nüanslarla akıp giden yaşam. İlişkilerde kusursuzu aramanın beyhudeliği! Fazla zorlamaya gerek yok, ‘anlamak’ yeterli diyor duyarlı öykü! (3,5 / 5) MURAT ERŞAHİN



Diğer Yazılar