Murat Erşahin Sinemadan Çıkmış İnsan

24 OCAK 2014

23 Ocak 2014 Perşembe 21:04
Murat Erşahin Sinemadan Çıkmış İnsan

Haftanın yeni film sayısı sekiz. Okulların, yarıyıl tatiline girdiği bu hafta sonu; özellikle küçük izleyicilere seslenen, üç boyutlu animasyon ‘Cloudy with a Chance of Meatballs 2 / Köfte Yağmuru 2’ ile Uwe Boll’un yönettiği Almanya-Kanada ortak yapımı bilimkurgu katkılı aksiyon ‘Far Cry / Uzak Çığlık’, notlarımız arasında yer alamayan filmler. İkisi Oscar adayı, diğer altı filmin yorumları sizi bekliyor! İçinizde yaşayan sinemadan çıkmış insana, sıkı sıkıya sarılmayı ihmal etmeyin lütfen. Herkese iyi seyirler.

12 YILLIK ESARET
Yaman İngiliz yönetmen Steve McQueen’i; 2008 tarihli ilk uzun metrajı ‘Hunger / Açlık’ ile keşfetmiştik. 2011’de; bir diğer küçük başyapıt olan ‘Shame / Utanç’la geri döndü McQueen. ‘12 Years a Slave / 12 Yıllık Esaret’ ise, üçüncü uzun metrajı, ustalık payesini; üç filmle hak eden İngiliz sinemacının. Yaşanmış, gerçek olaylardan perdeye yansıyan tarihi bir biyografi; yürek kanatan dram. ABD’de iç savaş öncesi, ailesiyle birlikte özgür bir adam olarak yaşayan Solomon Nortuph’un acı öyküsü izlediğimiz. Tuzağa düşürüldükten sonra kaçırılıp, köle olarak satılan; özgür bir vatandaş olan Afro-Amerikalı Solomon Northup, 12 yıl sürecek çileli esareti boyunca, dik durmaya ve kim olduğunu unutmamaya çalışır. Aynı adlı biyografik eserden, John Ridley imzasıyla perdeye uyarlanan sarsıcı tarihsel dram, ABD’nin, ırkçı tarihini ve ten rengi yüzünden insanlık dışı muamele gören vatandaşlarının çektiği müthiş acıları değil sırf, geniş anlamda; sosyo-ekonomik çerçevede, halen süren kölelik düzenini ve anlayışını taşıyor perdeye. Geçtiğimiz günlerde, dram dalında Altın Küre’de en iyi film seçilen güçlü yapım; bu yılın Oscar’larına da, ‘en iyi film’ dahil toplam dokuz dalda aday. Chiwetel Ejiofor’un başrolde, müthiş bir performans sergilediği filmde; McQueen’in başucu oyuncusu Michael Fassbender, ‘en iyi yardımcı kadın oyuncu’ dalında Oscar’ın güçlü adayı olan Lupita Nyong’o, Benedict Cumberbatch, Paul Dano, Paul Giamatti, aynı zamanda yapımcılardan biri olan Brad Pitt, diğer önemli rolleri üstleniyorlar. İç savaş öncesi ABD’deki politik, sosyal ve ekonomik durumla, günümüz arasında pek bir fark olmadığına; ırkçılığın sürdüğüne ve yeni dünya düzeni denen, ahlaksız, insanı sıfırlayan, zalim sistemin bütün gücüyle; öğütmeye ve rengi ne olursa olsun; çağdaş insanı köle kılmaya devam ettiğine dair kapkara bir anlatı, perdede duran. Köle Solomon’un, boynundan bir halatla ağaca bağlı olduğu ve çamur birikintisi üzerinde; ancak parmaklarının ucunda kalmaya çalışarak, hayata tutunduğu sahne; hemen her şeyini özetliyor filmin. Yaşadığımız yerin, cehennemi andıran portresi, inanılmaz gerçekçi ve can acıtıcı çizilmiş. Başarılı, gerçekçi, dürüst ve güçlü bir iş. (4 / 5)

KIRIK ÇEMBER
İstanbul Film Festivali’nden Altın Lale ile ayrılan 2010 tarihli hüzünlü yapım ‘De Helaasheid der Dingen / Çölde Kutup Ayısı’ ile tanıyıp, çok sevdiğimiz Belçikalı yönetmen Felix Van Groeningen, bu yıl Oscar’larda ‘en iyi yabancı film’ dalında ülkesini temsil edecek yeni filminde, müthiş bir iş çıkarmış. Ver veriştir, sür sürüştür filmi, etkileyici, sahici bir aşk öyküsü, duygu yüklü, yürek söken bir dram ‘Kırık Çember’. Sona gelip, dayandığımız yerden, insani bir çığlık! İlk bakışta birbirlerine aşık olan Elise ile Didier’i tanıyoruz. Birbirlerinden oldukça farklılar. Elise, vücudunda birçok dövmesi olan, maneviyatı güçlü, son derece gerçekçi bir kadın. Didier ise, banjo çalan, romantik ve ateist bir müzisyen. Küçük kızları, kansere yakalanıp, ölümle boğuşurken, Elise ile Didier’in aşkları da, çetin bir dönemden geçiyor. Geride kalanlar, yitip gidenler, hiç gitmeyenler… Her türlü olumsuzluğa, inatla direnen güçlü aşk öyküsünün yanında, ABD’den tutun da, onun tutucu politikacılarına, 11 Eylül sonrası dünyanın değişen konjonktürüne, hatta ‘yaratıcı’ kavramına dek, hemen her şey üzerine öfke dolu tespitler yapan son derece duygusal, romantik, aynı oranda gerçekçi ve sert dram, enfes bir müzikal olarak da nitelenebilir. ‘Çölde Kutup Ayısı’ filminin Gunther kardeşlerinden ‘Breejen’i canlandıran Johan Heldenbergh’e, Veerle Baetens eşlik ediyor. İki oyuncu da, zihne çakılan ‘anlam dolu’ performanslar sergiliyorlar. ‘Yaşanmaz, adaletsiz, zalim, hain, ikiyüzlü, kötücül, faşist, elem dolu, yalancı, hızla çürüyen bir dünya bu’, diyor film ve umutsuzca ekliyor: ‘dünya, cömert değildir!’ (4,5 / 5)

ŞÖHRET TEPESİ
Steven Spielberg, Martin Scorsese, Francis Ford Coppola, George Lucas, Brian De Palma gibi ‘babaların’ neslinden ve ekolünden olan Paul Schrader, kuşkusuz en çok ‘Taxi Driver / Taksi Şoförü’nün senaristi olarak gelir akla. 1980 yapımı ‘American Gigolo / Manken’, 82 yapımı ‘Cat People / Kedi Kız’, 88 tarihli ‘Patty Hearst’ ve 1990 tarihli ‘The Comfort of Strangers’ gibi nitelikli filmlerin yönetmenidir aynı zamanda. Hollywood’un usta senarist-yönetmeni, bu kez, ‘American Pyscho / Amerikan Sapığı’nın yazarı ve senaristi Bret Easton Ellis imzalı senaryoyu yönetmiş. Söyleyeceği sözü olan, sosyal içerikli, ilginç bir kara film orijinal adıyla ‘The Canyons’. Günümüzde, Los Angeles’ın hırs, kıskançlık ve kötülük kokan sokaklarındayız. Tepelerdeki lüks evler içinde seks saplantılı, son derece yalnız, güvensiz, aşksız insanlar. Sapkınlık, dejenerasyon ve acımasızlık, oyunun en önemli kurallarından. Dolandırıcılık, paranoya ve vahşet. B sınıfı, erotik filmlerin oyuncusu, yapımcısı ve onun gibi oyuncu olan sevgilisi. Araya giren başka bir oyuncu adayı. Şüphelerle ilerleyen çok kenarlı bir ilişki bilinmezi. Kimsenin masum olmadığı bir yerde, içindeki vahşi katili sokağa salan, gözü dönmüş sistem prensi… Schrader’in filminin açılış jeneriklerinde yer alan kapanmış sinema salonları; meseleyi özetliyor aslında. Yer değiştiren önem sıraları, çürüyen, bozulan sistem ve onun aktörleri, sonuna dek yozlaşmış tabloda yer alan umutsuz figürler. Her şeyi bildiğini sanan, günümüzün yoz, ukala, sorumsuz, sosyopat ruhları. Bütün ayakların baş olduğu günümüzde, Hollywood karakterleri üzerinden, büyük resme acımasız bir bakış ve yerinde tespitler. Düşmüş aktris Lindsay Lohan, başrolde. Aynı zamanda filmin yapımcıları arasında yer alan Lohan’a, 28 yaşında olmasına rağmen 1092 filmde rol almış porno oyuncusu James Deen ve Nolan Gerard Funk eşlik ediyorlar. Usta yönetmen Gus Van Sant, psikolog rolünde, konuk oyuncu olarak destek vermiş, Paul Schrader’a. ‘Her şey naylondandı o kadar’, diyor film! (3 / 5)

ŞEYTANIN GÜNÜ
Modern zamanların ‘Rosemary’s Baby / Rosemary’nin Bebeği’… Roman Polanski’nin 1968 tarihli klasiği, günümüz dünyasına, başka türlü bir yapı kurularak uyarlanmış adeta. ‘V/H/S’ adlı korku filminin yönetmenlerinden Matt Bettinelli-Olpin ile Tyler Gillett’in birlikte yönettikleri korku filmi, güçlü bir zanaat içeriyor ama Polanski’nin, 68’de yarattığı etkinin uzağında seyrediyor. Balayı için gittikleri Dominik Cumhuriyeti’nde tuhaf, gizemli bir gece geçiren çift, ABD’ye, evlerine geri döndüklerinde, bir bebek beklediklerini öğrenirler. Anne adayının hareketleri gittikçe garipleşmekte, baba adayı, kamerasıyla bu karanlık değişimi an be an kaydetmektedir. Rahimde yatan gerçek, düşünülenden çok daha vahşi ve korkutucudur! El kamerasıyla, ‘sallanan’ vaziyette izlenen film, vasatın üstüne çıkıyor rahatlıkla. Teknik gösteriye ve ‘biz becerikliyiz’ iddiasına fazla bel bağlamasa, daha iyi olabilirmiş işin özünde! Türün hayranları tedirginlik ve keyifle ayrılacaktır salondan. Fazla sallanan kamera ise, alışkın olmayan bünyelerde, hafif mide bulantısına ve baş dönmesine yol açabilir! Korku ise garantili! (3 / 5)

FRANKENSTEIN: ÖLÜMSÜZLERİN SAVAŞI
Gotik edebiyatın önemli eserlerinden, Mary Shelley imzalı Frankenstein, beyazperdenin, özellikle korku sinemasının çok sevdiği karakterlerin başında gelir. İlk kez 1818’de yayımlanan roman, felsefi bir eserdir işin aslı. Yaratığın, tanrısına başkaldırmasını işleyen romanda, yazar da; tanrıya yaşadığı mutsuzlukların sebebini sormaktadır. Onu doğururken hayatını kaybeden annesinin ölümüne sebep olmasının acısı, mutsuz ve yalnız çocukluğu, sorunlu eşi, ölen çocukları nedeniyle, yarattığı kahraman aracılığıyla tanrıya isyan eder ve sorar: ‘Madem beni sevmeyecektin, beni neden yarattın?’ Dr. Victor Frankenstein, hastalıklara son verebilmek için insanı yeniden yaratmayı, böylelikle de ölümsüzlüğe ulaşmayı hedeflemektedir. Deneyleri sonucunda, yaşamın sırrını keşfeder ve bunu üstün bir insan yaratarak kullanmaya karar verir. Çeşitli mezar ve mahzenlerden topladığı ceset parçalarını bir araya getirir ve ünlü ‘yaratığını’ yaratır! Gerisi acı yüklü bir trajedidir… 1931’de James Whale yönetiminde, beyazperdeye yansıyan eser, yedinci sanatın ve korku sinemasının klasiklerinden birini müjdeliyordu: ‘Frankenstein’. Usta aktör Boris Karloff’un üzerine bir etiket gibi sinen ‘canavar’ kompozisyonu, yediden yetmişe, nesillerce hemen her izleyicinin belleğine kazındı. Usta yönetmenlerin yorumlarıyla defalarca perdeye yansıyan eser ve karakter, bu kez, aksiyon yönü parlatılmış, fantastik bir bilimkurguda çıkıyor karşımıza. Senarist kimliğiyle tanınan Stuart Beattie’nin yönettiği, karanlık aksiyon çalışması, Frankenstein mitini, başka türlü bir kahramana dönüştürüyor. ‘Blade / Bıçağın İki Yüzü’ tarzı, ‘Underworld / Karanlıklar Ülkesi’ stili bir iş olmuş yeni Frankenstein filmi… İnsanlığın sonunu getirmeye kararlı, insan görünümlü iblisler ve insanları; bu cehennem yaratıklarına karşı korumakla yükümlü ‘Çörten klanının’ asırlardır süre gelen savaşına, bir çok ceset artığından yaratılmış ruhsuz canavar Frankenstein dahil oluyor ve içindeki insani yanı ararken, kötü ve karanlık tarafla sıkı bir mücadeleye giriyor. Teknolojik olarak bir eksiği bulunmayan ama yavan, birçok benzerini izlediğimiz öyküsüyle; üstelik gotik edebiyatın önemli figürünü örseleyerek, izleyiciyi oyalama gayretindeki yapım, bir süre sonra, bir bilgisayar oyununa dönüşüyor adeta. İçi boşalıyor, öz kayboluyor ama aksiyon sürüyor. Frankenstein rolünde bu kez Aaron Eckhart’ı izliyoruz. Usta aktöre, Avustralyalı tecrübeli aktris Miranda Otto, güzel oyuncu Yvonne Strahovski, aksiyonun yükselen isimlerinden Jai Courtney ve bir başka usta isim; Bill Nighy, eşlik ediyorlar. Korku-gerilim sevenler çok şey beklemesin! Bol efektli aksiyonlardan hoşlananlar içinse bir sakınca yok. (2 / 5)

JACK RYAN: GÖLGE AJAN
1990’da ‘The Hunt for Red October / Kızıl Ekim’, 92’de ‘Patriot Games / Tehlikeli Oyunlar’, 94 yapımı ‘Clear and Present Danger / Açık Tehlike’ ve 2002 tarihli ‘The Sum of All Fears / En Büyük Korku’ filmlerinde karşımıza çıkan ‘Jack Ryan’ karakteri, casus romanlarıyla geniş bir okuyucu kitlesi edinen, çok satan yazar Tom Clancy’nin yarattığı bir karakter… Hollywood’un ilgisini çekince, önce Alec Baldwin, ardından iki filmde Harrison Ford ve Ben Affleck tarafından canlandırılmıştı. Bu kez, yeni nesil aksiyon yıldızı olarak parlatılan, yeni ‘Star Trek / Uzay Yolu’ serilerinin genç Kaptan Kirk’ü olarak izlediğimiz Chris Pine, hayat veriyor, mürekkep yalamış ama yumruk yumruğa dövüşmekten çekinmeyen cesur ve kültürlü cevval ajan Jack Ryan’a… Usta senarist-yönetmen David Koepp ve Adam Cozad tarafından kaleme alınan yeni Tom Clancy uyarlaması, Jack Ryan’ın gençliğine götürüyor bizi ama günümüzde yaşayan bir ajan olarak… Henüz genç bir askerken, CIA’nin dikkatini çeken Jack Ryan, CIA’den gelen teklifi kabul ederek, onlar için çalışmaya başlar. Bir masa başı ajanıyken, sahaya bizzat dalıp, aktif rol oynamak zorunda kalan Jack, ABD ekonomisini çökertmek ve global bir kriz yaratmak amacındaki terörist organizasyonla amansız bir mücadeleye girişir. Yönetmenliğini Shakespeare uzmanı İngiliz aktör Kenneth Branagh’ın üstlendiği aksiyonu yüksek casusluk öyküsü, bir takım aynılıklar ve klişelerle ilerliyor fakat yine de Branagh’ın kalitesi, filme bir nebze sinmiş durumda. Aksiyonu törpüleme gayreti taşıyıp, bir takım dramatik unsurları öne çıkarmaya çalışan yapım, genel beğeni ve stüdyo politikaları gereği belli ki bu ısrarında fazla inatçı olamamış. Yine de, bizzat Branagh’ın canlandırdığı karanlık Rus iş adamı ‘Viktor Cherevin’ rolünde, özel bir lezzet yakalanmış. Veteranlığa yatay geçmiş yapmış karizmatik aktör Kevin Costner ve Keira Knightley, kadronun diğer ‘star’ isimleri. Zarif ama etkisi sınırlı bir aksiyon denemesi olmuş yeni Jack Ryan macerası! (2,5 / 5) MURAT ERŞAHİN





Diğer Yazılar