Murat Erşahin Sinemadan Çıkmış İnsan

17 OCAK 2014

16 Ocak 2014 Perşembe 21:27
Murat Erşahin Sinemadan Çıkmış İnsan

Yeni haftanın film sayısı beş. İki yerli yapım komedi, ‘Kadın İşi Banka Soygunu’ ile ‘Çılgın Dersane 3’, notlarımız arasında yer alamıyorlar. Buna karşılık, adlarını Oscar gecesi sıklıkla duyacağınız, Coen Kardeşler imzalı ‘Inside Llewyn Davis / Sen Şarkılarını Söyle’, komedi-müzikal dalında ‘en iyi film’ dahil üç Altın Küre kazanan ‘American Hustle / Düzenbaz’ ve Altın Küre’de en iyi animasyon seçilen ‘Frozen / Karlar Ülkesi’, notlarımızda bulunan filmler. İçinizde yaşayan sinemadan çıkmış insana sıkı sıkıya sarılmayı ihmal etmeyin lütfen! Herkese iyi seyirler.

SEN ŞARKILARINI SÖYLE
O’Henry veya Paul Auster satırlarını okur gibi, Cannes’den büyük ödülle dönen Coen Kardeşler imzalı ‘Inside Llewyn Davis / Sen Şarkılarını Söyle’. Altmışlı yılların başında, Birleşik Devletler’e içerden bir bakış öte yandan. Son derece klas, son derece incelikli, müthiş bir film Coen’lerin yeni başyapıtı. 1961’de New York’ta, Greenwich Village’da geçiyor öykü. New York’tan Chicago’ya uzanan gidiş-dönüş küçük yol hikayesi, adeta küçük öykücüklerden oluşmuş ‘içli’ anlatıya fon oluyor. Folk müziği yapan genç müzisyen, dönemin üşüten gerçekleri, radikal bir değişim öncesi dünyayı saran ruh üşümesi ve o ne olduğu tartışılır ‘başarı’ olgusu. Başarısızlık nedir? Ya başarı denen şey… ‘Başarı, insanın gazetede işgal ettiği yerdir. Başarı, bir günün utanmazlığıdır’ der Elias Canetti. Coen’ler de fikirlerini söylüyorlar, bu kavram üzerine. Kader, şans, hayatın kavşak noktaları, yaratılan ve oluşturulan engeller. ‘Kafaları başka yerde olan’ çocukların öyküsü. Uzun süren hoyrat bir kıştan çıkma uğraşı. Kaçan, kapı ardında kalan fırsatlar, ödenen ve ödenecek bedeller. Bir babanın oğlu olmak, onun adıyla anılmak; altı üstü. Bir parçanın yaşadığı şehrin sapağına sapıp sapmamak öte yandan. Tırmalamak, inat etmek ve yorulmak… İnsanca! Bir kedi ile bir insanın öykülerindeki paralellik. Adına yaşam dönen mucize yolculuk… Sadelik ve ustalık bir arada. Galli müzisyen ‘Llewyn Davis’ rolünde, Oscar Isaac müthiş! Carey Mulligan son derece kırılgan, güvercin ürkeği bakışıyla, sıcacık. Çizdikleri unutulmaz karakterlerle John Goodman ve Justin Timberlake, kadronun diğer ünlü isimleri. Hepimizin, canlı, cansız, bütün bir döngünün öyküsü belki de; özde, perdede duran. Sehpaların altına itilen, içi plaklarla dolu kolilerin örneğin. Çıkılan yolculuk ve bu zorlu yürüyüşün, insanı hırpalayan, çoğu elem dolu anı. Yaşamak, başladığın yere, bitişe doğru uzanan bir yolculuk belki de… Iskalanması, büyük kayıp olur. Sahici, hüzün dolu ve güçlü bir yedinci sanat örneği. (4,5 / 5)

DÜZENBAZ
Altın Küre’lerde, komedi-müzikal dalında ‘En İyi Film’ başta olmak üzere, Amy Adams’la ‘En İyi Kadın Oyuncu’, Jennifer Lawrence ile de ‘En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu’ dahil toplam üç heykelcik kazanan, şu ana dek toplam 33 ödül elde etmiş, bu yılın Oscar ödüllerinin de en önemli adaylarından olan suç dramı, yetmişli yılların sonlarında, ABD’yi yatırıyor ameliyat masasına. Masumiyetin, büyünün, en önemlisi de, aşkın yitirilmekte olduğu günlerde geçiyor öykü. Başka bir yerin cehennemi olduğu açıkça ortada olan dünyada, ayakta kalmak için, elinde ne varsa, top yekun mücadele etmenin önemini kavramış üçkağıtçı Irving Rosenfeld ve çekici ortağı Sydney Prosser ile tanışıyoruz. Hırslı bir FBI ajanı olan Richie DiMaso’nun sıkıştırmasıyla, New Jersey’in büyük suç lordlarına tuzak kurmak zorunda bırakılan kahramanlarımız, kısa sürede, boğazlarına kadar pisliğe batıyorlar. Asıl mesele, bu işten en az zararla kurtulabilmek… Herkesin birbirini hatta kendini bile kandırdığı, politikada, Nixon’un geride bıraktığı kirliliği, Carter döneminin devraldığı, kimsenin kimseye güvenmediği, dostsuz ve aşksız günler… Bütün bu karambol, kirlilik ve yalnızlık içinde, aşkı arayan bambaşka karakterler. Duke Ellington’dan, America’ya, Chicago’dan, Oscar Peterson’a, Frank Sinatra’dan, Piero Piccioni’ye, Thelonious Monk’tan, Jeff Lynne’e, Ella Fitzgerald’dan, Donna Summer’a, Tom Jones’dan, Electric Light Orchestra’ya, Elton John’dan, The Temptations, Santana’dan, The Bee Gees’e, Wings’den, David Bowie’ye, birçok efsane ismin yer aldığı soundtrack, filmin ruhuna çok şey eklemiş. Yapım tasarımı, üst düzey. Her şeyiyle, yetmişli yılların son dönemindeyiz. Başrolü üstlenen Christian Bale başta olmak üzere, Amy Adams, Jennifer Lawrence, Bradley Cooper, Jeremy Renner ve zengin kadroya; misafir oyuncu olarak büyük lezzet katan Robert De Niro, akıldan çıkması güç performanslar sergiliyorlar. İsveçli görüntü yönetmeni Linus Sandgren, en sona ayırdığımız, filmin yönetmeni David O. Russell’a büyük destek vermiş. Çok özel bir kamerası var İsveçli görüntü sihirbazının. Gelelim Russell’a… Senaryosunu, Eric Singer ile birlikte yazdıkları filme, sihirli bir dokunuş yapmış yine. İki kez, en iyi yönetmen dalında Akademi’nin Oscar için aday gösterdiği Russell, filmle, üçüncü adaylığını, kim bilir, belki de heykelciği elde edecek gibi. ‘Three Kings / Üç Kral’, ‘I Heart Huckabees / Tesadüfler’, ‘The Fighter / Dövüşçü’ ve ‘Silver Linings Playbook / Umut Işığım’ gibi birbirinden farklı ama son derece nitelikli yapımlarla, sıkı bir anlatıcı olduğunu kanıtlayan Russell, müthiş diyaloglar ve akıcı senaryoyu, ‘dolu dolu’ bir sinemayla yansıtıyor perdeye. Günümüzün vahşi kapitalist politikalarına ve sosyal hayatın ürküten acımasızlığına merhaba dediğimiz bir dönemi, en ufak yarıntısıyla perdeye taşıyan film, yılın kalburüstü işlerinden kuşkusuz! (4 / 5)

KARLAR ÜLKESİ
Altın Küre’de ‘En İyi Animasyon Film’ ödülünü elde eden, Oscar’ın aynı dalda en şanslı adayı olan ‘Frozen / Karlar Ülkesi’, ‘Tangled / Karmakarışık’ ve ‘Wreck-It Ralph / Oyunbozan Ralph’ adlı ‘şık’ animasyonları yaratan ekipten, yeni bir Disney klasiği… Chris Buck ve Jennifer Lee’nin yönettiği animasyon, Danimarkalı yazar Hans Christian Andersen’in (1805-1875) ‘Snow Queen / Karlar Kraliçesi’ adlı ünlü masalından uyarlanmış perdeye. Krallığın müstakbel kraliçesi Elsa, ebediyen sürecek bir kış mevsimiyle lanetlenmiş. Dokunduğu her şey buz tutuyor. Kardeşi, korkusuz, fedakar ve iyi kalpli Prenses Anna ise, talihsiz gerçeği öğrendiğinde, ablasını bu lanetten kurtarmak için bir maceraya atılıyor. Görünürde iyi gözüken ama kötü kalpli, yakışıklı Prens Hans, iyi kalpli avcı Kristoff, onun Ren geyiği ile kardan adam Olaf, filmin diğer önemli karakterleri. Mistik Trol’leri unutmamak gerek tabii. Özellikle küçük izleyiciler için aşk ve sevgi dahil insanı, insan yapan en önemli kavramlar üzerine, doğru mesajlar veren film, el emeği göz nuru bir iş. ‘Sevgi, buz tutmuş yürekleri bile eritir’ diyen animasyon; kar ve buzla kaplı öyküsünü, sımsıcak anlatıyor. Sevginin, emek ve fedakarlık olduğu gerçeğini anımsatarak. İzlenmeli. (3,5 / 5)
MURAT ERŞAHİN



Diğer Yazılar