AKLIMIZ FİKRİMİZ HEP ONDA
70’li yıllar genç kuşağının en dinamik isimlerinden, en nev-i şahsına münhasır seslerinden Yeliz, yeni bir “mini albüm” yaptı. Şehrazat’ın, albümü (ya da E.P.’yi) de açan şarkısı “Allah Kalbine Göre Versin”i ile adlandırılmış bu son çalışma; bir 35 yıl kadardır, neden Yeliz’i bağrımıza bastığımız, neden onu hep orada tuttuğumuzun sağlaması, aynı zamanda. Çünkü Yeliz, tam da “eşsiz” olarak tabir ettiğimiz bir ses ve gırtlağa sahip. Ve böyle bir ses, neyi nasıl söylerse söylesin zaten sevilebilecekken, Yeliz bunun arkasına saklanmayıp, her ama her zaman birbirinden cazip, birbirinden renkli, zaman zaman birbirinden dokunaklı şarkıları arıyor buluyor, seslendiriyor.
Son şarkılar da öyle. Piyasanın tamamına yakını renksizlikten, ruhsuzluktan kırılmaktayken; Yeliz altı şarkılık bir E.P.’ye 90’ların en yaratıcı isimlerinden Şehrazat’ı, İlhan İrem gibi bir ermişi, Selahattin Sarıkaya gibi bir arabesk anıtını, 80, 90 ve 2000’lerin en kayda değer bestecilerinden biri olan Adnan Ergil’i ve kendi diskografisinin en naif örneklerinden “Oldu Olacak”ı (neredeyse aynı naiflikte; çünkü bu şarkıyı başka kim yaparsa yapsın, mutlaka Aşk-ı Mekruh’taki Nebahat Çehre hezeyanlarına çevirirdi), hem de remix’i ile birlikte sığdırmış.
On küsur şarkılık albümlere hep ama hep aynı şarkıyı, “Hep O Şarkı”yı dolduranlar utanmalı, hatta kaçacak delik aramalı. Yeliz’in son yaptığı, onlara ders olmalı. Şu kriz ortamında, şu yoklukta, parasızlıkta dinleyicinin cebindeki son kuruşlara talip olmadan evvel oturmalı ve uzun uzun düşünmeliler. O parayı istemeden önce hak etmeliler; karşılığını fazla fazla vermeliler. Binlerce kere tekrar eden o mekanik ötesi “kalp ritmi”nden vazgeçmeliler öncelikle; ardından da, o beş para etmez sözcüklerle dile getirdikleri, hiç para etmez hikayelerinden.
Oldu Olacak
Aslında Yeliz’in tavrı da, yaptıkları da şaşırtıcı değil. Çünkü ait olduğu çağda da, sonrasında da hep farklı oldu. Önüne konulanla yetinmedi hiçbir zaman. Aradı, taradı, zor olanı yapmaya çalıştı. Ve bütün bunların üst üste konması neticesinde de, Yeliz “Bizim Yeliz’imiz” oldu.
1975 yılında, bütün memleketin onu tanıyacağı ilk Eurovision elemelerinde yarıştığı sıralarda, henüz tek bir 45’lik yayınlamış, genç bir yıldız adayıydı. Ama işte, Çiğdem Talu imzalı bir 45’lik! O sıralarda henüz soyadını kullanmayan ve yalnızca “Çiğdem” olarak yazdıklarına imza atan bu eşsiz söz yazarımız, yapılan çoğu teklifi kabul etmez ve çok ama çok az söz yazarken, Yeliz gibi gencecik (o sıralarda 15 yaşında muhtemelen, bilemediniz 16) bir isme güven duymuş ve önüne düşmüştü.
Bu nedenle olsa gerek, Selmi Andak gibi bir anıt bestecinin, Eurovision için Yeliz’i seçmiş olması kimseyi şaşırtmamıştı. Ki o ilk Eurovision elemelerimizde, kan resmen gövdeyi götürmüştü. Büyük firmaların hepsi vardı işin içinde; popüler isimlerin ise bir kısmı. Nilüfer’inden Füsun Önal’ına, Şenay’ından Esin Afşar’ına kadar herkes yarışmadaydı ve Selmi Andak, şarkısı için Yeliz’i seçmiş, ona güvenmişti.
Haksız olmadığını yarışma sonrası biz de gördük, anladık. “Hayalimdeki Adam”da Yeliz, başka türlü bir vokal performansı göstermekteydi. Şüphesiz bu performansın en başat unsurları, Yeliz’in o dokunaklı ses rengi, o gençliğine rağmen mükemmel bir seviyeye erişmiş vokal yeteneğiydi. Ama bu kadar değildi; tiyatro ve sinemadan izler de taşıyan, o “şarkıyı yaşama ve yaşatma” yeteneğiydi de. Öyle bir “hayalindeki adam” portresi çiziyordu ki Yeliz, herkes bir anda, Yeliz’le birlikte düşmüştü bu hayalin/şarkının peşine
Son Perde
Sonrası da parlak geldi. Çiğdem Talu ile (Bu Satırların Yazarının, gelmiş geçmiş en dokunaklı şarkılarımızdan biri kabul ettiği) “Yaşadıkça”yı yaptı; ardından da, Yurdatapan Kardeşlerin bazen yalnız bazen de birlikte yaptıkları şarkılara attıkları imza olan Tuğrul Dağcı’lı “Bu Ne Dünya” (ki en büyük hit’i bu oldu Yeliz’in; şarkının kitleleri baştan çıkarma gibi bir gücü, hala var) ve “Yalan Yalan” (bu şarkıdan da, günümüzün balon masalı Ferhat ile Göçer’e de, bir kariyer çıkartılabildi).
Sonra başka şarkılar, plaklar, türler. Pop da arabesk de. Saf pop da, 80’leri kana bulayan “ritm box”lu disko denemeleri de. 80 sonlarındaki o pop patlamasında eski kuşağın tamamı devre dışı kalır, kalmak istemeyenler zorla dışarda tutulurken dahi Yeliz, çalışmaya, söylemeye devam etti. Şahin Özer’in desteği ile “Yeni Baştan”ı yaptı. Bir iki yıl önce de (bu sefer Özgür Aras’ın desteği ile) “Haykırdım Sessizce”yi.
“Allah Kalbine…”de, yine eşsiz yine mükemmel bir Yeliz var. Ancak onun gibi biri, Nilüfer tarafından, mükemmel ötesi bir şekilde seslendirilmiş “Son Perde”yi dahi, kendi şarkısı kılabilir, yepyeni bir şarkı haline getirebilirdi.
Bu nedenle iyilik ve güzellik sürpriz değil. Yeliz bu, her zaman başarmıştır. Önce de, şimdi de. Büyük ihtimalle, sonrasında da böyle olacak. Yeter ki o (zor ihtimal ama) şarkı söylemekten sıkılmasın.
Allah Kalbine Göre versin, Yeliz, EMI




.jpg)


.jpg)
(5).jpg)
.jpg)






