GÖKÇE KAAN DEMİRKIRAN

'TAÇSIZ KRAL' VE FİLMİ...

25 Nisan 2020 Cumartesi 20:42
GÖKÇE KAAN DEMİRKIRAN

13 Eylül 1991 tarihinde, gündüz vakitlerinde, ki o zaman özel televizyonlar yeni girmişti hayatımıza; haber bülteninin birinde, ‘Galatasaray'ın ve Milli Takım'ın efsane ismi Metin Oktay geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti’ deniyordu.
Altı yaşındaydım ve hemen her çocuk gibi futbol tutkunuydum. Beşiktaşlı olduğum için de futbolda başka bir Metin olabileceğini düşünemiyordum. Benim için tek bir Metin vardı, o da Metin Tekin.
Benzer durumu beş yaşında Metin Tekin'i Milli Takım forması ile görünce yaşamıştım. ‘Metin Tekin nasıl başka bir forma ile oynayabilirdi?’
Neyse ki, kendisi de Beşiktaşlı olan babam her iki olayda da imdadıma yetişmişti. Hem Milli Takımı anlatmıştı bana, hem de İstanbul'da öğrenciyken onu izlediğini, nasıl bir futbolcu olduğunu.
Zaman ilerledi ve Beşiktaşlı olmanın yanına futbol tarihine meraklarımız da eklendi. Futbol tarihine ilginiz var ise, hangi takımı tutarsanız tutun, ilk dikkatinizi çekecek karakterlerden biridir Metin Oktay. Bir dönem, Türkiye'nin gelmiş geçmiş en popüler futbolcusu olarak Arda Turan işaret edilirken, bu görüşe her zaman şerh düşmüştüm. Bunun bir dizi sebebi vardı.
Ancak, benim için önemli sebebi bu yazının da ana konusunu oluşturuyor. O da, Metin Oktay'ın, Yeşilçam'ın Yeşilçam olduğu dönemde kendi hayatını anlatan filmde başrolde oynamasıydı. Tabii ki internet, televizyon, küreselleşme, futbol ekonomisi bugünkü halinden fersah fersah uzaktaydı. Ancak, sinema bambaşka bir dünyaydı.
Kitle iletişim araçlarının günümüze kıyasla son derece sınırlı olduğu bir dönemde sinemanın etkisi tartışılmaz bir konudur. Bunu kolaylıkla, herhangi bir kuşağın kolektif hafızasındaki izlerde görebilirsiniz. Bugün, futbolla hiç ilgisi olmayan, ama 1960'ları yaşamış birinin Metin Oktay'ı tanıması da bunun yansımalarından biridir. Çevremizde böyle birçok kişiye rastlayabiliriz. İşte Taçsız Kral filmini bu çerçevede değerlendirmek ve Metin Oktay'ın Türkiye'nin toplumsal hafızasındaki yerini bir de bu açıdan değerlendirmek gerek.
1965 yılında Arzu Film sahaların büyük yıldızı Metin Oktay'ın hayatını filme almıştı. Yönetmen koltuğunda Atıf Yılmaz vardı. Senaryoyu Safa Önal yazmıştı. Oyuncu kadrosu dikkat çekiciydi. Ayten Gökçer (o dönem soyismi Kaçmaz), Erol Taş, Gönül Yazar, Ajda Pekkan ve Metin Oktay rolünde, Oktay'ın kendisi. Filmin künyeinde başka dikkat çekici isimler de vardı. Filmde konuk oyuncu mahiyetinde Baba Gündüz lakaplı Gündüz Kılıç ile Galatasaray'ın efsane kalecisi Turgay Şeren yer alıyordu. Milli takımın, o dönemki diğer oyuncularını da görebiliyoruz filmde. Filmin kamera arkasındaki kadrosu da çok çarpıcı. Atıf Yılmaz'ın iki asistanından biri Zeki Ötken, diğeri Ayşe Şasa. Bu iki ismi sinemaseverler hemen hatırlayacaklardır.
Bugünden baktığımızda Taçsız Kral filmi Türk futbol tarihinin gerçek karakterlerinin ve gerçek mekanlarının kullanıldığı sinemamızın az sayıdaki filminden biri. Bir başka özelliği de Türk Sinemasının iyi örneklerinin çekildiği bir dönemde, 1960'ların ortasında, belki ticari kaygılar düşünülerek yapılmış, çarpıcı bir film.
Geçen yıllarda Müslüm Gürses'in hayatını anlatan Müslüm yayınlandığında gerçek hayat hikayelerinin sinemada yer alması hususunda bir tartışma olmuştu. O tartışmalarda Taçsız Kral haksızlık yapılan, ıskalanan filmlerden biriydi…
Filmin konusu Metin Oktay'ın gerçek hayat hikayesiydi. İzmir'de başlayan futbol hayatı, İstanbul'a gelişi, Beşiktaş ve Galatasaray tarafından önce reddedilişi, ardından kendi kaderinin değişmesiyle birlikte Galatasaray'ın da kaderini değiştirmesi. İtalya macerası, geçirdiği sakatlık, aşkları ve futbola yeniden tutunması…
Futbol tarihinde, bugün pek hatırlanmayan bir dönemin de sonudur Metin Oktay. Galatasaray'ın 1930'larda yaşadığı bölünmenin ardından toparlanma sürecini tamamlayan isimdir. Galatasaray'ın bugün büyük kitlelere ulaşmasında en büyük paylardan birine sahiptir. Başka zaviyeden baktığımızda ise Galatasaray'ın ikinci kurucusu olarak da kabul edebiliriz.
Taçsız Kral, gerçek karakterler ve çekimleriyle Metin Oktay'ın o dönem yarattığı etkiyi gözlemleyebileceğimiz bir film. Endüstriyel futbolun içinde çok tartıştığımız bazı değerleri sorgulayan, futbolun romantik dönemlerini bize hatırlatan film de aynı zamanda. Metin Oktay'ın Galatasaray'ı seçip onda vefayı bulması, ‘Milli Takım'ın taşıdığı anlamı ve rakiplerin ona duyduğu saygıyı filmde gözlemlememiz mümkün.
Socrates'de geçen aylarda yayımlanan Sanlı Sarıalioğlu söyleşisinde, Beşiktaş'ın efsane ismi Sanlı, Kaptan, Metin Oktay'ın temsil ettiği yeri şu cümlelerle çok iyi özetliyor:
‘Bir sezon art arda goller attım, gol krallığı yarışına girer gibi oldum Metin Ağabey’le. Ama Metin Oktay açık ara gol kralı oldu o sene. İyi ki de oldu. O gol kralı olunca hepimiz seviniyorduk. Metin Oktay’a sahada faul yapmaya utanıyorduk. Hepimiz onu çok seviyorduk. Çok beyefendi bir insandı. O bizim milli takımda kaptanımızken kimse bize yan gözle bakamazdı. Muhteşem bir topçu, muhteşem bir insandı. Bizden biri ona maçta kasti bir faul yapsa biz gidip kendi takım arkadaşımızın yakasına sarılıyorduk.’
Beşiktaş'ın kapısından dönen Metin Oktay Galatasaray'ın efsanesi olur. Adını Galatasaraylı bir babanın oğlu olarak Metin Oktay'dan alan Metin Tekin ise, çok genç yaşta geldiği Beşiktaş'ta tarihe geçer ve Beşiktaş'ın efsanesi olur. Futbolun bu iki Metin'i; ve bize günümüzde de çok şey anlatıyor.
GÖKÇE KAAN DEMİRKIRAN



Diğer Yazılar