GÖKÇE KAAN DEMİRKIRAN

'KOR VE ATEŞ YILLARI'NDA TÜLAY GERMAN...

02 Mayıs 2020 Cumartesi 23:29
GÖKÇE KAAN DEMİRKIRAN

2009 yılında Didem Pekün imzalı “Kor ve Ateş Yılları” isimli belgesel Tülay German'la dolaylı bir iletişim kurmamızı sağlamıştı. Dolaylıydı, çünkü filmde sadece Tülay German'ın ses kayıtları vardı. Kendisi film için görüntü vermemişti.
Yönetmen Didem Pekün birkaç kez Paris’e giderek Tülay German’ı filmde yer alması için ikna etmeye çalışmış, fakat tam anlamıyla başarılı olamamıştı. Tülay German sadece kendi kitabından bölümler okuyarak oluşturduğu ses kayıtlarının Pekün’ün filminde yer almasına izin vermişti.
Böyle de olsa film Tülay German’ı şarkıları dışında tanımayan birçok kişi için önemli bir hazineydi. Ayrıca, Tülay German’ın Düşmemiş Bir Uçağın Kara Kutusu ve Erdemli Yıllar isimli kitaplarından parçaları birinci elden duymamız da önemliydi. Çünkü bu kitaplar epeydir kolay bulunmuyor…
Kor ve Ateş Yılları geçen yıllarda çok fazla ortalıkta görünmedi. Dijital ortamlarda da yoktu. Pandemi nedeniyle herkesin evde olduğu bir dönemde sosyal medyada konuşulmaya başlamasının ardından filmin ekibi şifresiz olarak internette filmi izleyiciyle buluşturdu. Kısa bir araştırmayla filme ulaşabiliyorsunuz. Bugünler için iyi bir film önerisi olabilir. Filmi çeken ekibe de, başta yönetmen Didem Pekün olmak üzere, teşekkür etmek gerekiyor.
Peki Tülay German müzik tarihimizde neyi temsil ediyor?Türkiye’nin popüler müzik tarihinde Batılılaşma ve buralı arayışlar önemli bir yer tu tuyor. Cumhuriyet dönemi kadrolarının halk müziğine, Anadolu ezgilerine gösterdiği tüm ilgiye rağmen dönem itibariyle müzikte Batılılaşma arayışları yerlilik arayışından önce başladı ve bu ilgi önemli bir birikimi beraberinde getirdi. 1923-1960 yılları arasında Türkiye’de Batılı müzik türleriyle ilgili önemli icracılar ve solistler yetişti. Bu isimlerin hemen hemen tamamı uzunca bir süre Batı'da ilgi gören eserlerin bire bir icrasını yapma gayreti içindeydi. Bu dönemde “kentli elitler” diyebileceğimiz bir çevrede Türkçe şarkı söylemek veya alaturka müzik pek olumlu karşılanan şeyler değildi. Halk müziği köyle ve kırsal alanla özdeşti.
Klasik Türk Musikisi ise resmi görüşün 1930’lardaki tutumuna rağmen var olabilmişti; ancak eski olanı temsil ediyordu. Batılı müzik türlerinden öne çıkanlar, özellikle İstanbul ile Ankara merkezliydi ve caz ile rock’n roll oldu. Ça ça, twist ve rumba gibi dans müzikleri de ilgi görüyordu.
1950’li yıllarda gelindiğinde Amerika Birleşik Devletleri’yle yaşanan siyasi, askeri ve ekonomik yakınlaşmanın müziğe etkileri çok oldu. 1955 yılında Deniz Harp Okulu öğrencilerinin bir rock’n roll orkestrası kurması bunun en somut örneklerinden biriydi. 1950'li yıllarda ABD 'de rock'n roll büyük tartışmalar yaratırken bizde batılılaşmanın lokomotiflerinden denizciler arasında rock'n rolla ilgi artmıştı.
Tülay German, böyle bir atmosferde, ilk kez 1956 yılında ilk kez sahneye çıktı. German'ın müzik yolculuğunda ilk söylediği parçalar caz şarkıları olsa da, ilerleyen zamanlarda popüler müzikte öncü bir isim haline geldi.
Caz solisti olarak yavaş yavaş tanınmaya başladığı dönemlerde, 1962 yılında, Erdem Buri ile tanışması hem German’ın hayatını, hem de Türkiye’nin popüler müzik tarihini etkiledi. Müzisyenliğiyle ve radyoda yaptığı programlarla tanınan dönemin önemli entelektüellerinden Erdem Buri yakın arkadaşlarıyla birlikte özgün, buralı, aynı zamanda Batı müziğiyle de temas kurabilen eserler oluşturmanın yollarını aramaktaydı. Bunun da Batı müziği teknikleriyle türkülerin yeniden düzenlenmesi ve seslendirilmesinden geçtiğini düşünmekteydi. Ülkedeki müzik mirası ancak buna imkan tanıyordu.
Türkiye’de 27 Mayıs darbesi yaşanmış, ardından 1961 Anayasası gelmişti ve düşünce dünyasındaki temel tartışmalarda ‘kendi yaşadığın ülkenin kültürünü tanımak ve sentezlemek’ tartışması filizlenmişti.
Bu olayların ayrı bir tartışmanın ve yazının konusu olduğunu da belirtmek isterim. Türk popundaki ilk Türkçe plak da bu dönemde, 1962’de yayınlandı. Sinemadaki arayışlar da, farklı örnekler olmakla beraber, benzer yöndeydi. Bunun yanı sıra düşünce dünyasına damgasını vuran tartışmanın 1960’lar boyunca ağırlıklı olarak Marksizm-sosyalizm ve iktisadi kalkınma etrafında şekillenmesi dönemin ruhu hakkında önemli bir fotoğraf vermektedir.
1964 yılında müzik dünyasında Yugoslavya'da düzenlenen Balkan Melodileri Festivali'ne katılma heyecanı yaşanıyordu. Dönemin atmosferinin müzikteki ilk somut örneği de bu dönemde yaşanacaktı. Tülay German Ruhi Su’dan dersler almaya başladı ve birlikte uzun saatler süren çalışmalar yaptılar. Bu çalışmalardan ortaya çıkan eser, Burçak Tarlası, 1964’te Balkan Melodileri Festivali’nde büyük ses getirdi. Festivale katılan ‘Milli Orkestra'nın’ diğer solistleri de Erol Büyükburç ve Tanju Okan'dı.
Burçak Tarlası festivalden kısa süre sonra Aykut Sporel'in kurduğu Ezgi Plakları'ndan 45'lik olarak yayınlandı ve Türkiye’de geniş halk kitleleriyle buluşan plaklardan biri oldu.
Burçak Tarlası'nın yarattığı rüzgâr Hürriyet'in düzenlediği Altın Mikrofon Yarışması ile bir anda topluluk müziğinin büyük çıkış yapmasını sağladı, yarışmayla birçok müzisyen ortaya çıktı ve bu isimler geniş halk kitleleriyle buluşma imkânını elde etti. Anadolu Pop, Tülay German’ın seslendirdiği Burçak Tarlası ve Altın Mikrofon yarışmasından sonra Türkiye’de ortaya çıkmış ilk “özgün” müzik akımı olarak tarihteki yerini aldı.
Tülay German ile Erdem Buri çifti 1960 yılların ortalarında Fransa’ya gitti ve bir daha Türkiye’ye dönmedi. Buna rağmen Erkin Koray’dan Zülfü Livaneli’ye, Cahit Berkay-Engin Yörükoğlu ikilisinden İlhan Mimaroğlu’na kadar birçok isimle ortak çalışmalar yaptılar. Tülay German’ın Fransa’da seslendirdiği caz, folk ve pop türünde eserler büyük ilgi gördü ve onun hem uluslararası alanda tanınmasına katkı sağladı.
Bu nedenle German’ın hayatını, müzik yolculuğunu keşfetmek isteyenler için Kor ve Ateş Yılları önemli bir boşluğu dolduruyor. Belgeselin izleyiciye ulaştırdığı “hazine” bununla da sınırlı değil. Türkiye’de ilk defa yayınlanan ve hatırı sayılır sayıda olan -çoğu Fransa’da çekilen- Tülay German görüntüsü de izleyiciye ulaşıyor. Özellikle Fransız televizyonlarında Tülay German’ın performanslarını içeren görüntülerin hem tarihsel, hem de müzikal açıdan büyük önem taşıdığını söylememiz mümkün. Bunun yanı sıra Tülay German ve Erdem Buri’nin Leyla Umar’a verdiği bir televizyon röportajı da bu iki önemli ismin çok az yayınlanan görüntülerinden biri olarak Kor ve Ateş Yılları'nın içinde mühim yer tutuyor.
Didem Pekün'ün kendi hayatından yola çıkarak Tülay German’ı keşfetmesi, onunla kurduğu ilişki filmde doğrudan anlatılıyor. Hatta bizzat kendisi anlatıyor. 
Anlatısını Türkiye dışında yaşamak, kadın ve 68 kuşağı meseleleri üzerine inşa ediyor. Bunun yanı sıra merak unsuruna pek başvurmadan biyografik anlatıyı, toplumsal olaylarla paralel vermeye çalışıyor. Ancak bu toplumsal olayları sadece 68 kuşağı ve öğrenci hareketiyle sınırlandırıyor. Kor ve Ateş Yılları’nın Türkiye’nin, Tülay German’ın, Erdem Buri’nin ve dönemin birçok aydınının arayışlarını 68 öğrenci hareketlerinin çerçevesinin dışına çıkmadan vermesi sınırlı bir bakışa neden oluyor.
Pekün, filmde de ifade ettiği gibi, Mayıs 68 olaylarıyla Mayıs 2009’da Paris’e yaptığı ziyaretteki gözlemleriyle bir bağ arıyor ve Kor ve Ateş Yılları'nın Tülay German’la bağını da buradan kuruyor. Belki de bu nedenle Kor ve Ateş Yılları Tülay German’ın biyografisi ve müzik yolculuğu hakkında eşsiz materyaller sunsa da Tülay German’ın müziği hakkında biraz geride kalıyor. 
GÖKÇE KAAN DEMİRKIRAN

 

 



Diğer Yazılar