EBRU ÇELİKTUĞ

SALGININ GÖR DEDİĞİ

24 Nisan 2020 Cuma 21:15
EBRU ÇELİKTUĞ

İngiliz edebiyatının üretken yazarlarından W. Somerset Maugham’ın “The Painted Veil” romanından beyazperdeye 2006 yılında üçüncü kez uyarlanan John Curran imzalı aynı adlı eseri, korona virüsüyle yatıp kalktığımız şu günlerde izlenmeyi bir kere daha hak ediyor.

Maugham’ın engin yaşam deneyimlerinden damıtarak kaleme aldığı romanları, yarattığı karakterleri sinemanın ilgisiz kalamayacağı türden. Ülkemizde “Duvak” adıyla gösterime giren film bir çiftin birbirini keşfetme ve sevme hikayesi aslında. Maugham’ın yitik karakterleri arasında Doktor Walter Fane’in yeri ayrı. 1925 yılında Çin kırsalında açılan film geri dönüşlerle içine kapalı, idealist ve ciddi bir “bakteri” uzmanı Walter (Edward Norton) ile Londra sosyetesinin havai güzeli Kitty’nin (Naomi Watts) benzersiz öyküsünü karşımıza getiriyor.

Annesinin baskısıyla, evde kalmış kız kimliğinden bir an önce sıyrılmak için sessiz ve çekingen Walter’ın evlilik teklifini kabul eden Kitty, kendini Walter’ın görevi nedeniyle Şanghay’da bulur. Yeterince tanımadan evleniveren genç çift, daha sonra üzerine konuşacakları üzere, aslında birbirlerine sahip olmadıkları değerleri atfettikleri için düş kırıklığına uğrayacaktır. (Bu kırıklığı en fazla yaşayan Walter olacaktır. Ama aşk biraz da böyle bir şeydir zaten!) Kitty, Şanghay’da görevli Charles Townsend (Lieb Shreider) ile ilişki kurar ve Walter bunu anlar. İlk görüşte aşık olduğu Kitty’yi ve büyük ölçüde de kendini cezalandırmak için 15 günlük mesafedeki kolera salgınından kırılan bir köye gönüllü gitmeyi kafasına koymuştur. Kitty Charles’ın boşanıp kendisiyle evlenmeye niyeti olmadığını anlayınca Walter ile yola çıkar. Tehlikeli salgın ise bu noktada hikayeye fon oluşturmanın ötesine geçer ve birbirlerinin gerçeğini keşfedip yeniden aşık olacakları bir süreç yaratır. Kitty orada yetimhanede çocuklara piyano çalarak faydalı olmaya çalışır. Londralı havai sosyetik güzelin değer sistemi hızla değişecektir. Walter’ın adeta Albert Camus’nün “Veba”sındaki Doktor Rieux’ye dönüştüğü kolera günleri, Kitty’nin Charles’tan hamile kaldığı gerçeğiyle de karşılaşmalarına eşlik eder. Walter için bu sorun olmaz. Ama yakalandığı kolera, onu acılı ölümüne sürükleyecektir.

Hikayenin finali romanın finalinden farklı olsa da -kaldı ki daha şık bir finaldir- yaşattığı iç burukluğu, başarılı bir edebiyat uyarlamasının muhtemel etkilerinden biri olsa gerek. Kolera salgınının Walter ve Kitty’nin hikayesindeki etkisi, yaşam ve ölüm arasındaki ince çizgiyi hatırlatırken varoluşumuzun amacına dair sorular sormamıza da neden oluyor. Bakalım tüm dünyayı eve kapanmaya zorlayan korona salgınının yaşam tarzımıza, dünyaya bakışımıza, değer sistemimize dair etkisi ne olacak? Umalım ki az kayıpla bu süreçten sıyrılalım ve oluşacak yeni dünya düzeni -hiç zannetmesem de- bugüne dek dünyanın ceremesini çeken sınıflar için umut verici bir biçim alsın… EBRU ÇELİKTUĞ



Diğer Yazılar