EBRU ÇELİKTUĞ

BİYOGRAFİ USTASI: TERENCE DAVIES

12 Temmuz 2020 Pazar 21:50
EBRU ÇELİKTUĞ

Düğünler, asker uğurlamaları, çarşı-pazardaki mesafesizlikler tüm hızıyla devam ederken çılgın kalabalıktan uzak kalmayı sürdürüyoruz. Maskeyle sokakta var olmak yaz sıcağında o kadar meşakkatli ki, bazen hiç çıkmayıp kendi çapımızda karantinayı devam ettiriyoruz. Bir şekilde bireysel karantinalar sürer ve sinemalarımız boşken kaçırdığımız filmlere bakmaya devam.

Bunlar arasında Amerikalı şair Emily Dickinson’ın yaşamını çeşitli bibliyografilerden yola çıkarak senaryolaştırıp filme aktaran Terence Davies imzalı “A Quiet Passion / Sessiz Bir Tutku” öne fırladı. Filmografisinde biyografi ve edebiyat uyarlamalarına ağırlık veren Davies’in bu alandaki yetkinliği ortada. Emily Dickinson’ın 56 yıllık kısa yaşamı dingin akan bir nehir gibi, şiirleriyse zekasının pırıltısını, keskinliğini ve gerçekçi bakış açısını yansıtıyor. Davies şiirleri filme serpiştirirken bir yandan neredeyse klostrofobik bir hayat süren ve bu kapalı devre hayatın içinde acıyı, neşeyi, coşkuyu, tutkuyu, sevgiyi, ölümü ve ama en çok yaşamı şiirlerine işleyen Dickinson’ı adamakıllı tanıdık hale getiriyor.

Emily Dickinson rolünde “Sex and the City” serisinin ve filmlerinin unutulmaz karakteri Miranda’yı canlandıran Cynthia Nixon’ı görmek şaşırtıcı. Dizi ve filmlerde New York’un dört çapkın ve başına buyruk kadınlarından birine hayat veren Nixon’ın, hiç evlenmemiş, aile evini birkaç seyahat dışında hiç terk etmemiş, son yıllarında ziyaretçilerini kapalı kapılar ardında kabul edip yüz yüze gelmekten kaçınmış Emily Dickinson’ı yorumlayışı göz kamaştırıcı. Fiziksel benzerlik bir yana, Nixon’ın kariyerinde şüphesiz bu filmin ayrı bir yeri olacak.

Melankolik bir anne, avukat bir baba, bir kız kardeş ve erkek kardeşle yaşayan, şiire ve özgürlüğe tutkusu, tanrı tanımazlığı erken yaşlarda hayatına yön verecek Dickinson’ın yaşamı, gerçekten de filme adını veren ‘Sessiz bir tutku’. Özgür ruhlu, mizaha olağanüstü yeteneği olan arkadaşı Vryling Buffam (Catherine Bailey) ile konuşmalarında Dickinson’ın kadınlığa, ilişkilere, evliliğe bakış açısını daha da fazla ortaya koyan Davies, bu iki kadının diyaloglarıyla filmin de en eğlenceli ve izlemesi zevkli sahnelerini sunuyor bize. Ama en unutulmaz sahnelerden bir tanesi, kız kardeşi Lavinia ile birlikte vaazlarını sevdikleri rahip ve eşiyle geçen tuhaf çay partisi diyebiliriz. Dickinson’ın rahibin eşiyle konuşması, iki kadının arasındaki benzersiz derinlikteki uçurumu gösterirken dönemin Amerikası’nın kadınlarına mikro bir bakış atıyor.

EBRU ÇELİKTUĞ

 



Diğer Yazılar