EBRU ÇELİKTUĞ

NEYİN İÇİNE DÜŞTÜK BİZ BÖYLE?

01 Mayıs 2020 Cuma 20:15
EBRU ÇELİKTUĞ

Hayat kadar belirsiz korona virüsüyle yaşarken pek çok arkadaşım teselliyi Netflix dizileri, romantik komediler izleyip mümkünse iç karartıcı ‘şey’lerden uzak kalmakta ararken, ben çivi çiviyi söker mantığıyla bir şeyler izleyip okuyorum.

İndie korku ve gerilimler favorim. Bazen günün bir kısmı bu minvaldeki listeleri, önerileri arayıp taramakla geçiyor. Epeydir izlemeyi ertelediğim “Vivarium” ise etkisini uzun müddet yaşatan ve aklımın içinde dönüp duran bir filme dönüştü. Bence minimal düzeyde bir “Matrix” etkisi gösterdi; üstelik Wachowski’lerin eklektik filminin mistik öğelerinden de arınmış bir sadelik taşıyor. İçinde yaşadığımız ve başta insanı insana, insanı doğaya düşman eden sisteme dair yarattığı abartılı metaforik anlatımı ile çok özel.

“Vivarium” bizi önce guguk kuşunun bilinen icraatıyla karşılıyor: Başka yuvalara yumurtasını bırakıyor, onun yavrusu diğer yavruları düşürüp tek kalarak hayatını garantiliyor. Doğa bazen böyledir, bize vahşi gelir, ama bizim vahşiliğimizin yanında bu nedir ki? Yuva sahibi olmak, kahramanlarımız Gemma (Imogen Poots) ve Tom’un da (Jesse Eisenberg) amacı. Hatta ellerini çabuk tutmaları gerekiyor, çünkü emlak fiyatları her an yükselebilir. Çift, kapısını çaldıkları emlak şirketinin tuhaf-robotik çalışanı Martin’in çağrısına fazla direnemeden kendilerini Martin’in tarifiyle ‘yeterince uzak ve yeterince yakın, istediğin ve ihtiyacın olan her şeyin yer aldığı’ banliyödeki Yonder evlerinde, dokuz numaranın önünde buluyor.

Ev geziliyor, Amerikan sıkıcı banliyö evlerinin pek çok kez sinemada karşımıza çıkan tasvirinin en abartılı hali olan Yonder evi, steril, soğuk, fazla ‘düzgün’. Martin ortadan kaybolup, Tom ve Gemma arabalarına bindiklerinde de kabus başlıyor. Benzinleri bitene dek Yonder’den çıkmaya çalışan çift, kendilerini dokuz numaralı evde hapis buluyor. Gereksinimleri gizemli şekilde bir kutuyla evlerinin önüne bırakılıyor, etrafta hayat belirtisi yok ve asıl sürpriz gene bir kutunun içinde karşılarına çıkıyor: bir erkek bebek! Bebeği büyüttüklerinde serbest kalacaklarına dair bir notla…

Zamanın başka türlü aktığı, tuhaf bir döngünün içine düştükleri Yonder’da bebek sahibi olan çift, günlerini her gün şaşılacak hızla büyüyen bu tuhaf çocuğun ihtiyaçlarını gidermeye çalışmakla geçirir. Günler ve aylar yıl gibi geçtikçe, çocuk büyüyüp kendilerine evi bulan emlakçı Martin’in bir türevine dönüşür. Tom ve Gemma keşfettikleri gerçekle başa çıkamayacak hale geleceklerdir.

“Vivarium” bize dayatılan hayatların ne kadar öznesi olduğumuza dair sorular sorduran, benzersiz metaforlarıyla izledikten sonra kafamızın içinde seyretmeye devam ettiğimiz filmlerden. Üstelik filmdeki Martin ve büyüyen çocuk gibi ‘yabancı’ları ister uzaylı olarak kabul edin ister robot-yapay zeka, doğadan kopuk, özgünlüğünü yitirmiş yaşamlarımızın geldiği noktayı hatırlatmakta büyük bir güce sahip. Çeşitli okumalar açık, matematiği beceriyle kurulmuş, ürkütücü, sarsıcı bir “tür” karışımı. EBRU ÇELİKTUĞ



Diğer Yazılar